İstiklal Caddesi Ne Kadar Bizim?

İstiklal, yalnızca cadde adı olarak kalmış. İçerisinde istiklalin ne demek olduğunu bilmeyen yığınca insan var. Konuyu şöyle toparlayım: İstiklal’de Türkler azınlıkta kalmış hatta Türk olan insanların Türklüğü de yine yerler altında kalmıştır. Bir ülkeye neden gidersiniz ya da başka bir beldeye? Başka kültürlerin havasını solumak, insanlarını öğrenmek için gider ve de genel hatlarıyla öğrenirsiniz. Fakat bir turistin İstiklal’e geldiğinde Türkler üzerine bir şeyler öğrenmiş olacağını sanmıyorum ben. Kısacası bu, ülkemizin muhtelif yerlerindeki benzer sorunlarla aynı. Tarihi yarımada mesela en azından İstiklal’e nazaran içerisinde Türk kültürünü ve yapısını daha çok barındırıyor.

Milliyetçi çerçevenin dışına çıkarak yazdıklarımı değerlendirmenizi istiyorum. Örneğin geçen günlerde bu özelliklerinden dolayı hiç sevmediğim İstiklal’e geçerli bir sebepten dolayı gittiğimde birkaç hoş manzarayla karşılaşmadım değil. Genelde kavga dövüş ya da birbirine hırlama olayı eksik olmazken o gün saatte İstiklalden geçtiğimde çok renkli görüntüler vardı. Herkesin elinde nereden bulduklarını bir türlü öğrenemediğim zeytin dalı vardı. Ama nerdeyse herkesin elindeydi. Sonra her taraf anormal bir şekilde küçük küçük çocuklarla ya da kedi köpekle doluydu. Yani her şey harika. Sevmediğim İstiklalden hiç bu kadar haz alacağımı zannetmezdim. Daha sonra ‘ben başıma gelecekleri biliyorum’ hesabından bir olaylar silsilesine rastladım.

İstiklal caddesini bilenler bilir; İstiklal iki kısım ilki meydandan Galatasaray lisesine kadar ikinci kısmı da Galatasaray lisesinden Şişhane’ye kadar uzanır gider. İkinci kısımda görmüş olduğum olaylar beni hayli üzmüştü o gün. Yüzümde tebessüm ıslık çala çala o ikinci kısma adım attığımda beni bir sokak müzisyeni karşıladı. Şarkı Arapçaydı. Bir şey anlamadım zaten ileri doğru devam ettim. Sokak sanatçılarını sevdiğimden dolayı oturup dinlemek ya da en azından bir video kaydına almayı severim. Çok geçmeden ikinci bir sokak sanatçısı karşıladı beni. Kulak kestim ve şarkı Arapçaydı. Artık Arapçayı içimizde bilmeyen yoktur sanırım en azından diğer dillerden farkını anlayacak kadar biliyoruzdur. Neyse yine dinlemeden yoluma koyuldum. Bu sefer inerken sol tarafta, çıkarken sağ tarafta kalan bir kilisenin (kusura bakmayın adını bilmiyorum) önünde yine bir sokak sanatçısı ve yine bir Arapça şarkı. Bu sefer biraz sinirli halde yoluma devam ettim. Atasun’un hemen yanında Mado’nun gerisinde bir yerde yine bir sokak sanatçısı ile karşılaştım yine kulak kesildim ama yine bir yabancı şarkı fiyaskosuyla karşı karşıya kalmıştım. Bu sefer de Arapça olsaydı, dün geceden İstiklali açık ihaleyle Araplara mı sattık diye ciddi ciddi düşünecektim fakat şarkı büyük ihtimalle Fransızca bir şarkıydı. Cadde boyunca tek bir Türkçe şarkı söylene bir sokak sanatçısının olmayışına o kadar çok üzülmüştüm ki şurada var deselerdi uzak yakın farketmez; gidip dinleyecektim.

Kısacası İstiklal’e o gün gittiğinizde her insan gibi siz de ilk kısmını sevecek hatta tüm ülkenin hep o kısmı gibi olmasını dileyecek ama ikinci kısmını hayal etmek dahi istemeyeceksiniz. Ne yazık ki ülkemizin bazı yerlerindeki yaşam şekli ve insanların yapısı bize sanki oraların Türk beldesi olmadığını gösteriyorlar.