Mekan Parası

Mekan parası denilen bir olgu peyda oldu son on yılda. Bir yere oturduğunuzda çay, kahve, nargile, yemek, oyun ve her açıdan bir kafede ya da restoranda yapabileceğiniz aktive veya zevkler olur. Bazen tek tabanca, bazen de topluca takılmak insana iyi gelir. Ta ki hesap gelene kadar; parayı ödeyene kadar. Mantıksal olarak yediğiniz, içtiğiniz ya da sipariş ettiğiniz şeylerin bu kadar tutmaması gerek eğer ultra lüks bir yerde bu saydığımı yapmıyorsanız. Hesabın bu kadar kabarık gelmesinin tek bir sebebi var: Mekan parası. Her mekanın istisnasız aldığı ama kimsenin sebebini bilmediği daha doğrusu sormadığı bir fazlalıktan ziyade haklılık ya da haksızlık arası bir şeydir.

İşletme sahibinin ya da fiyatları belirleyen kurumum düşündüğü tam olarak şudur: Yediğiniz içtiğiniz size kalsın siz bana kiramı ödeyin. Yani şöyle denir. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bir bireyseniz şunu bilirsiniz: İşletmelerin, kafelerin ya da restoranların çoğu kiraya endeksli bir ekonomi üzerine kuruludur. Bir mekana gidip oturduğunuzda sizden aslında şu da istenir: Bu kadar oturdun, oturduğun kadar kirasını alayım şuranın.

İşletmelerin hemen hemen çoğu “mekan parası” adı verilen ayanlık çakması siteme tabidir. Yeri işgal etme, mekanı kullanma parası da denilebilir. Ama adına siz ne derseniz deyin muhakkak bu gizli hesap kitleme sahnesine şahit olursunuz. Adı yoktur ama çay 1 lira olacakken 3,5 lira; kola 3 lira olacakken 5 lira olmuş; tavuk dürüm 8 lira olacakken 14 lira olmuştur. Kamuflaj giymiş bir bordo bereli gibi saklanır ve sizi ters köşe yapar.

Mekan parasını bilmeden ödediğinizi öğrenmiş olduğunuz bu yazı aslında size hiçbir şey öğretmedi aslında siz biraz bunun farkındaydınız. Fakat değişen bir şey olacak mı? Hayır, yine her işletme mekan parasını alacak, müşteriler de gönüllü bir şekilde o ücreti ödemeye devam edeceklerdir.