Her Çocuk Aynı Ağlar ve Aynı Güler

Dünyanın her yerinde bebeklerin ağlaması aynı, çocukların gülüşleri benzerdir. Masumiyetlikleri ve günahsız olmaları yüzlerine sirayet etmiş bebekler ve çocuklar gibi kalabilmek her insanın asıl vazifesi olmalı. Fakat içimizdeki çocuğu çoktan kaybetmiş; ne masumiyetimizden ne de günahsızlığımızdan eser kalmıştır.

Şöyle denir İslam dininde: İnsanoğlu yaratılmadan önce yeryüzünün bir yerinde (Kabe ya da Mekke civarları olabilir) nurdan yaratılmış, bembeyaz bir sütun veya yapı vardı. İnsanoğlunun günahları neticesinde bu nurdan sütun her geçen gün kararmaya başladı, yavaş yavaş nurluğundan eser kalmadı. Ve en sonunda yok oldu.

İnsanlar işledikleri günahlar ve yapmış oldukları çirkinliklerden ötürü doğduklarında nurdan sütun gibi olan kalplerini ve gönüllerini karartırlar. Bir insanın gönlü ve kalbi neyse siması da odur derler. Yansır insanın suratına bazı yapmış olduğu şeyler. Ve çocuklar, bebekler ya da aklı dengesi olmayan insanların gülüşlerine baktığımızda herhangi bir “art niyet” ya da “yapaylık” bulamayız. Çünkü kalplerini kin, nefret, ihtiras ve her türlü çirkin işlerden uzak tutmayı bilmişlerdir. Evet çocuklar, bebekler ve deliler bilmenin ne demek olduğunu bilmeyebilirler. Ama bize o halleriyle, belki bin belki yüz bin hikaye çıkartırlar.

Bakışlarımız değişti, sözlerimiz değişti, gülüşlerimiz ve insanlığımız da her geçen gün, çocukluk yaşlarından biraz daha uzaklaşa uzaklaşa kayboldu ve yok olup gitti. Ayrımcılık, adam kayırmacılık, kindarlık ve sömürgecilik ve dahi kıyaslama, peşin hüküm verme ve anlamama, yaşımızdaki haneler bir basamak atladıkça yüz, bin, on milyon artmaya başladı.

İçindeki çocuğu öldürmeyen kişiler ancak insandır. İnsanlık bir çok sebebin ya da çok önemli bir sebebin bir kişide var olmasıyla tamamlanabilecek bir mertebedir zannımca. Çocukluk duygusuna sahip olmak ve bu duygudan kurtulamamayı kendine dert etmemek en büyük “insanlık” göstergedir. Hep çocuk kalmak dileğiyle . Şimdilik hoşçakalın.