Minimize Dünya

Eskiden keşfetmek vardı; farklı diyarları, farklı insanları, farklı kültürleri, farklı yöresel tatları, farklı kaldırım taşlarını, birbirinden ilgi çekici mimarileri, enteresan geleneksel veya gündelik giyim tarzlarını…

 

Oysa şimdi bu saydıklarımız teker teker kaybolmaya, unutulmaya, yüz çevrilmelere maruz kaldı. Nerdeyse hepsinin birbiriyle yarış halinde olduğu, her biri metropol olma hevesindeki şehirlerimiz ve aynı zamanda dünya genelindeki şehirlerin metropol ve kozmopolit olma isteği ortaya aynı tip insanların, aynı tür yemeklerin, aynı özellikteki mimari yapıların, aynı tarzdaki giyim-kuşam alternatiflerinin hatta aynı desene sahip kaldırım taşlarının ortaya çıkmasını sağladı.

 

Her biri bir diğerinin kopyası olan evlerinden çıkan insanlar küresel fastfood şirketlerinin nerdeyse her caddeye inşa etmek istediği ve bazı şehirlerde bunu başardığı basit dükkanlarında hamburgerini yiyip, kolasını içiyor, bir başkasına daha büyük paralar kazandırmak için girdiği ‘işyeri’ çatısının altında üç aşağı beş yukarı aynı tip, monotonlaşmış, bir elin beş parmağını geçmeyecek insanlarla muhatap oluyor, girdiği devasa alışveriş merkezlerinde kumaşı, kesimi hatta fermuarları bile aynı yalnız markaları farklı pantolon veya eteklerden giyiniyor, akşam eve geldiklerinde ise markası ya A, ya B, ya da C olan televizyonlarından ya X, ya Y, ya da Z kanalını açıp zihinleri iğdiş olana değin izleyip gün kotalarını bitiriyorlar.

 

Küreselleşmenin ve kapitalist sistem ya da düşüncenin mükemmel iş birlikteliği sonucu böyle bir yaşam düzeni ortaya çıkıyor. Hepsi ayni fabrika ürünü milyon, hatta milyarlarca insan yığını…

 

Duygular aynı, tepkiler türdeş, düşünceler kopya. Aynı zevklere sahip insanların makine misali çalışıp, programlanmış bir robot gibi hareket ettiği, bireyselliğin unutulduğu, dünyayı dünya yapan güzelliklerin geçmişte kaldığı bir hayat sizce ne kadar değerli ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: