Kaybedenler Arasında Kazanmak

Hayatta en haz alınan duygulardan biri de kaybedenler arasında kazanmış olmaktır. Kazanmak en çok kaybedenler arasında parlar, değer kazanır. Örneğin Galatasaray-Fenerbahçe maçını Galatasaray kazanmış olsun ve siz de maçı Kadıköy’de izlemiş olun. Takımınızın kazanması, sizi normal zamanlarda ya da farklı mekanlarda kazanmasından çok daha fazla mutlu edecektir. Kirli bir hazdır. Karşısındaki insanın ya da kitlenin kaybetmesi karşısında, yüzlerine yansıyan hüzünden ve aşağılık kompleksine kapılmalarından dolayı müthiş bir zevk duymaktır bu haz.

Ya da Pazar günkü referandumdan örnek verelim. Hayır oyu kullanmış insanların arasında, bir evetçinin mutluluğu bambaşkadır. Çünkü karşıtı olduğu tarafın kaybettiğine bizzat şahit olmak, paha biçilemez bir mutluluğa sebep olur.

Yukarıda da bahsettiğim gibi bu haz çirkin bir hazdır. Örneğin bir iş toplantısında geçen ayın kazananı tüm çalışanların önünde ilan edilecektir. Misal verelim, Ahmet geçen ayın en değerli çalışanı olmuştur. Ahmet’in sonucu diğer arkadaşlarının önünde alması üzerine diğer arkadaşlarına tesellide bulunması ya da yapmacık birkaç söz etmesi de yine bu kirli zevkler arasına girer.

Teselli ya da avutma, kaybedenlerin arasında kazanan kişilerin mutlaka yapmış olduğu bir eylemdir. İstemeden de olsa nezaketen teselli etmek gerekir. Bu ise çoğu zaman ‘gereksiz’ ve ‘samimiyetsiz’ olarak algılanır. İçinde patlayan sevinci bir türlü dışarı atamamak bireyin o anlarda hoşuna gider. Büyük keyfi ise en sona saklar ve kendi kendine o büyük zevki yaşar.
Kazanmak her insanın tartışmasız isteyeceği bir olgudur. Kimse kaybetmeyi istemez. Kaybetmenin, kazananlar arasında çekilen bir ızdırabı da olur üstelik. Ve bu daha çekilmez olur. Özellikle azınlıktaysanız. Mini bir depresyon ya da bunalıma sürüklenebilir, sağlıklı düşünmekte zorlanabilir hatta çevrenize ya da birilerine zarar vermeyi dahi göze alabilirsiniz.