Ölüm Karinesi ve Birlikte Ölüm Karinesi Nedir?

Bir kişinin ölmüş olduğunun ispatından bundan yararlanacak veya kendi lehine bir hak çıkartacak olan kişiye düşer. Bu ispat yükümlülüğü, medeni kanunun 29. maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiştir. Ölüm olayı ise kişisel durum sicilindeki kayıtlarla ya da yasal karinelerle ispat edilebilir. Medeni kanunda bu konuyla ilgili olarak “ölüm karinesi ve birlikte ölüm karinesi” olarak iki karine kabul edilmiştir. 

Medeni kanunun 31. maddesinde “bir kimse, ölümüne kesin gözüyle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa dahi gerçekten ölmüş” sayılır” ifadesi yer almaktadır. Söz konusu kişinin kütüğüne “o yerin en büyük mülkiye amirinin emriyle” ölüm kaydı düşürülür. Bu kural ise medeni kanunun 44. maddesinde sabittir. Buna da ölüm karinesi adı verilir. 

Medeni kanunun 31. maddesi çerçevesinde öngörülen durumlarda kaybolan bir kişinin ölmüş olduğunun delilinde olası güçlükler dikkate alınarak bu konuda bir karine kabul edilmiştir. 

Örneğin sel sularına kapılan ve oradan da deniz veya okyanusa karışan bir kimsenin ölmüş olduğunu ispat etmek, imkansıza yakındır. Kanun, bu durumda kanun kapsamında ölüm karinesi ilgilileri ispat yükünden kurtarmaktadır. 

1972 tarih ve 1587 sayılı Nüfus Kanununda yer alan ölüm karinesiyle ilgili şöyle bir hüküm yer almaktadır:

“Bir kişi geminin torpil atılması sonucu batması, yanma, patlama, fırtına kazası ve harp gibi ölümüne kesin gözüyle bakılacak haller içinde gaip olup da ölüsü (cesedi) bulunamamışsa, kişinin kayıtlı olduğu askerlik şubesi veya kıta komutanlığınca; kişi sivil ise olayın olduğu yer zabıtasınca durum kanıtlandığı takdirde o kimse sahiden ölmüş sayılır ve en büyük idare amirinin emriyle künyesine ölüm kaydı düşürülür”. 

“Künyesine ölüm kaydı düşürülen kimse sonradan sağ olduğu anlaşır ve kişi mahkemeye başvurarak ölüm kaydının kaldırılmasını talep etmezse nüfus idaresince genel hukuk çerçevesinde Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilerek ölüm kaydı düşürülür.” 

Nüfus Kanununda ölüm karinesinin geçerli olacağı durumlar çeşitli kısıtlı örnekler üzerinden verilmiş ve ölüm karinesi ile ilgili net bir tanım yapılmamıştır. Bu durumu, kanunda belirtilen “gibi” sözlerinden de anlayabiliriz. 

Bu durumda kanun çerçevesinde sayılan örneklere benzer şekildeki durumlar, söz konusu kişinin ölümüne kesin gözüyle bakılmayı gerektiyorsa o kişi hakkında da ölüm karinesi geçerli olur. 

Nüfus Kanununda ayrıca asker ve sivil kişilerden bu durumda bulunanlar için ölüm karinesinin geçerli sayılması için durumun ne şekilde belgelendirilebileceğinden de söz edilmektedir. 

Birlikte Ölüm Karinesi Nedir? 

Medeni Kanunun 29. maddesinin II. fıkrası uyarınca ‘birden fazla kişiden hangisinin önce veya hangisinin sonra öldüğü kanıtlanamazsa hepsi aynı anda ölmüş sayılır. Buna da “birlikte ölüm karinesi” ismi verilir. Bu karine tipi, bilhassa birbirine mirasçı olabilecek kişiler için önem taşır. Bu durumda bulunan iki kişi mesela bir baba ile oğlu aynı anda ölmüşse birbirlerinin mirasçısı olamazlar. Şayet biri diğerinden kısa bir süre olsa da sonra ölmüşse, öncekinin ölümü sırasında hayatta olduğundan onun mirasçısı sayılabilecektir. 

Hem ölüm karinesi hem de birlikte ölüm karinesi “adi” karinelerdir. Yani bunların aksi her türlü kanıt ile ispat edilebilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir