Ölümü Düşünmek

Ölümü çoğu zaman unuturuz. En neşeli anlarımızı ölüme en uzak olduğumuz anlar zannederiz. Oysa ölümün bizi nerede yakalayacağı nerede ensemize çökeceği belli mi? Elbette, ölüm hayatın en kötü gerçeği. Bir sonraki adımın bu dünyadan göç etmek olduğu ne kadar korkunç öyle değil mi?

Ya da şöyle düşünün, hayat bedenin ruhunu teslim etmesi ile son buluyor; hayat ise kaldığı yerden devam ediyor. Sürüp gidecek olan hayattan tek bir kare, tek bir an bile yaşayamayacak olmak ne kadar üzücü ve elim öyle değil mi?

Hayatlarımızı nasıl ve nerede geçirdiğimiz elbette önemli. Hayatlarımızı nasıl ve nerede geçirdiğimizden daha önemli olan şey ise hayatın bir gün muhakkak bitecek olması. Hayatın bir gün bitecek olması, ölmek sizi de çıldırtmıyor mu?

İnançlı bir birey olmak bile ölmek fikrinin bir nebzeye kadar teskin edebiliyor. Geri kalan her şey, öğrendiğimiz tüm bilgiler ölümün biraz daha kıyısında yaşamak ama ondan büsbütün ayrılmamak; ölümü biraz daha anlayışla karşılamak için.

Öbür dünyada Cenneti garantilemiş bir sahabe ve dört Halife’den biri olan Hazreti Ömer bile kendisine ölümü hatırlatması için bir yardımcı tutmuştu. Tek görevi ona ölümü hatırlatmak olan bir yardımcı.

Bugüne kadar yapmış olduğumuz ve kendimizce yarınlar için sakladığımız tüm güzellikler ve planların ölüm gibi keskin, ölüm kadar mutlak bir sonla aniden yok olup gitmesi elbette insanın çıldırması için yeter sebepler.

Ölmek, kimileri için bu dünyadan kurtulmak, çürümek toprak olmak; kimileri için yine bu dünyadan kurtulmak fakat öbür dünyaya geçmek anlamında. Her ne inançtan olursak olalım ölüm keskin, acı ve zor bir olay.

Bazen ölümün en zor yanı, arkanızda kalan insanların ne yapacağı sorusudur. Bu soru, bir düşünce halinde insanın beynini kemirir ve içinden çıkılmaz bir hal alır.

Ölüm, gerçekten de arkada kalanlar için daha zor bir şey. Bir insanın, sizin için vazgeçilmez bir insanın ölmesi, bir daha gelmemek üzere aranızdan ayrılması kadar korkunç bir şey var mı?

Bazen ölümü düşününce içimde bulunduğum tüm sıkıntıların çok küçük detaylar olduğunu daha iyi anlıyorum. Kırgınlıklar, kötü geçen günler, parasız ay sonları, birtakım hevesler ya da avuntular… Bunların hiçbiri eminim ki ölüm kadar önemli şeyler değiller.

Ölüm, bir de keskin bir son olmasıyla belki daha önemli bir hal almış. Bir kez daha deneme, geriye alma şansınız yok; attığınız tüm dikişler ördüğünüz kazağın üzerinde kalacak. İyi ya da kötü.

Hayat, belki de ölmek için çok güzel bir yer değil; ya da tam tersi hayat, ölmek için çok değerli bir yer. Hayatın nasıl geçtiği, nerelerde geçtiği ölümle birleşince anlamlı olabilir. Ama sıkıntıların hiçbir gün bitmeyeceğini düşündüğünüzde aslında ölüm o kadar da kötü bir son değil.

İç sıkıntılarınızla yüzleşmek ve intihar gibi bir son değil. Mukadder olan ömrün nihayete ereceği bir gün; isteyerek bir ölüm değil; ansızın bir ölüm.

Bir de ölümün ansız olan yanı var. Gençken ölen, iyi olan insanların ölümüne daha da üzülüyorum. Hayat belki onlar için çok kötü bir yerdi. Bu dünya için fazlasıyla iyiydiler belki. Ama iyiler erken ölür; gençlerin ölümü her zaman daha unutulmaz olanlardır. İnsan yaşlıyken ölme ihtimali en azından akla gelebilir ama çevremize bakalım hangi genç tanıdığınızın ölümüne şaşırmazsınız ki?

Velhasıl ölüm son: Keskin bir son.