Zamanın Yükünü Çekmek

Var mı daha ağır yük?
Zamanı çekmek kadar.
Yaşama sebebimsin,
Su kadar, ekmek kadar.

 

Zaman her şeyi unutturur. Zamandan geriye kalan ne tarihe geçmiş imparatorluklardır, ne itiraf edilememiş sevgilerdir ne de uğruna hayatını feda edebileceğinizdir. Unutmak kaçınılmazdır. İnsan her şeyi affeder, unutur. Bir şey, nesne, insan, çok iyi insan, varlığında güldüğünüz yokluğunda hüzünlendiğiniz kişiler ve dahi her ölümsüz, her yaratılmış unutulur.

Zaman en iyi reçetedir derler. Doğrudur. Zamanın çözemeyeceği bir hastalık yoktur. İnsan acısını gömecek bir yer bulamadığı zaman zamana devreder onları. Abdürrahim Karakoç’un şu dizelri manidardır:

Bugün değil yarın belki unutursun Mihribanım
Beni değil kendine de unutursun Mihribanım

Ve ekler Karakoç, unutturur birçok sebeb.

Yıllar sineye yaslanır
Hatıraların paslanır
Bu deli gönlün uslanır
Unutursun Mihribanım

Unutmak kolay değildi elbette. İnsan özellikle birini unutmak istediğinde onu daha çok arıyor boşluklarında. Her şey; sokaklar, ağaçlar, dükkanlar onu hatırlatır. Sizde bir etkisi kalmış, sizle bir yaşanmışlığı geçmiş birini unutmak, unutmak istemek, unutmaya mahkum olmak tarifsiz bir acı ve büyük bir hüzündü.

Zaman kavramını kavramakta zorluk çektiğimiz de doğrudur. Biz unutmak isteyince unutamıyoruz işin doğrusu. Ne zaman unutmayı istemediğimiz vakit bir anda aklımızdan çıkıveriyor tüm silüetler. Bu işte hayatın bize karşı büyük bir oyunuydu. Ne zaman olmayı istemeyiz o zaman olur; ne zaman olmayı isteriz ve o zaman olmayız.

Zaman, gün geçtikçe daha da ağır bir yük oluşturur omuzlarımızda ve biz zamanın bu yüküne karşı yavaş yavaş alışan bir yapıya sahibizdir. Zaman, ne olursa olsun, bize yükünü hissettirmez ve biz bu yükü ömrümüzün sonuna kadar çekmeye mahkumuzdur. Zamanın bu ağır yükü, diğer yüklerden çok daha iyi bir yüktür. En azından yükü kadar da iyilikleri vardır hem. Mesela bazı şeyleri size unutturması gibi.