Raif Efendi Gibi

Hayat size istediğiniz şeyleri vermiyorsa, güneş artık sizin cephenizden doğmuyorsa şayet ve odalarınızda gün ışığından eser yoksa, bir romana konu olursunuz sadece: Raif Efendi gibi.

Işıklı salonlarda yapayalnız, gürültülerde sessiz, boynu bükük bir kır çiçeği olursunuz koca bir bozkırın ortasında: Raif Edendi gibi.

Zamanında ideal birliktelikler yaşamış ve daha sonra ayrılmak zorunda kalmışsanız şayet, semtin kenar mahalleleri meskeniniz olur artık: Raif Efendi gibi.

Elinizden bir şeyler gelmiyorsa artık ve bir karıncanın istikametini dahi değiştiremiyorsanız üstelik, asırlık dünyada bir an olursunuz: Raif Efendi gibi.

Derdinizi anlatacak birilerini, sıkıntılarınızı dökeceğiniz bir ağaç bile bulamadığınız vakit bir not defteri yetişir imdadınıza: Raif Efendi gibi.

Hevesiniz kırılmışsa bir kere, ümidinizi kaybetmişseniz üstelik, bir köşeye çekilir, içinize ağlarsınız her gece: Raif Efendi gibi.

Güzel hayaller kurup, olmayacak bir nedenden dolayı vazgeçmek zorunda kaldığınız zaman, mutsuz bir evliliğe yelken açarsınız farkında olmadan: Raif Efendi gibi.

Ve nefes almanın güçleştiği, ömrün artık omuzlarda koca bir yük olmaya başladığında, ağzınıza yine onun ismiyle gözlerinizi yumarsınız, kimse sizin neden sessiz sedasız gittiğinizi bilmeden: Raif Efendi gibi.

Raif Efendi gibi olmak, kaybetmelerin en korkuncuydu. Vazgeçmelerin en ağırı; zorunlulukların en kötüsü ve ölümlerin en istenmeyeniydi. Raif Efendi olmak, yüreğinizin tam ortasında, asla kapanmayacak ve sürekli kanayan bir yara ile kör topal yaşamak demekti; çekilmezdi, birleri çıksa böyle yaşanamaz derdi.

Ve yine birileri çıksa şöyle derdi:

”Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi,
Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.
Yıllarca biriktirdim
rengarenk çokomel kağıtlarını kitap aralarında.
Aşık olduğumda,
Çikolata kokardı kırmızı yazgım.
hayatıma hayat diyemem artık.
sarı yazgım her sonbahar onu
biraz daha fazla, ömür yaptı.
Maviye de, yeşile de dili dönmez ömrümün artık.”

Didem Madak