Tarihte Objektiflik Nedir? Örnekleriyle Tarihte Objektifliğin Kısa Geçmişi

Tarih yazmak, tarihi yapmaktan daha zordur derler. Tarihi anlatırken ve tarihi olayları yazarken başkalarının da yazılanlardan etkileneceğini düşünmekte fayda vardır. Tarafsızlık ve nesnellik özellikle tarih bilimimde önemli bir yer kaplar. Dini ve milli değerlere bağlı kalmaksızın bir olayı ve gerçekliği tüm yönleriyle yazmaya ve anlatmaya objektif tarih(çilik) denir.

Objektif tarihçiliğin olmadığı bir yerde, gerçek tarihin öğrenilmesi imkansızlaşır. Örneğin tarih bir propaganda aracına dönüşür. Tek taraflı yoğun bombardıman, kitleleri öğrenilmesi istenen şeyleri öğrenilmesine, gizli ve saklı tutulması gereken şeylerin ise öğrenilmemesine yol açar. Tarihte bunun ilk örneklerine Roma’daki Acta Diurna‘larda rastlarız. Roma yöneticileri, gündelik yaşamdan ve ülkede ne olup bittiğinden bahseden bu belgeleri yeri geldiğinde sansürlemiş ve erişimini engellemiştir. Bu faaliyet tarihteki ilk sansür ve propaganda örneğidir.

Öte yandan tarihteki objektiflik ve tarafsızlık ilkesi, şu anki basının da temel etiği durumundadır. Basın, birilerinin işine geleni değil, doğru ve gerçek olanı yazmak zorundadır. Aynı şekilde tarih yazıcıları da gerçeği kendine saklayıp yalan yazmak ve söylemek yerine objektif ve tarafsız olmak zorundadırlar.

Böyle olmadığında, tarihte gerçekte ne olup bittiğini öğrenmek çok zor bir iş haline gelir. Yaşanılanlar ve meydana gelen olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmak ve mantık çerçevesinde değerlendirmek imkansızlaşır.

Tarihte bunun ilk örneğini meşhur Yunan-Pers savaşlarını konu edinen Herodot vermiştir. Herodot bir Yunanlıydı ve eserinde Yunanlıları yücelttiği açıkça görüşebiliyordu. Örneğin 300 cesur Spartalının 5 milyon Perse karşı verdiği amansız mücadelenin kazananının Spartalılar olduğunu, tabi Herodot’a inanırsanız, doğru olarak bilirsiniz. Herodot, bize tarihsel ön yargının ilk örneklerini vermişti. Halbuki savaştıkları Persler en az kendileri kadar kötü bir devlet sayılmazdı. Örneğin Perslerde kölelik diye bir şey yoktu.

Objektif tarihin ilk örneğini veren kişi Yunanlı komutan, tüccar ve yazar Tukidides‘ti. Peloponezya Savaşları Tarihi adlı kitabını, bizlere miras olarak bırakan Tukidides, uluslararası ilişkilerde, siyasette ve tarihte realizmin ilk örneğini vermişti. Örneğin Peloponezya Savaşları Tarihi kitabının ünlü Meloslular Diyaloğu kısmında yazan bilgiler bunun ilk açık ifadesidir.

Tukidides

Tarihi yazma konusunda nerdeyse birbirleriyle aynı devirde yaşamış olan iki Yunan tarihçisi büyük bir önem taşır. Gerçek tarih yazarı Tukidides’tir. Herodotla karşılaştırdığımızda bu daha net bir biçimde görülmektedir. İki yazarın Yunan ve aynı zamanda tarihçi olması, birbirleriyle sık sık mukayese edilmesini de doğurmuştur. Öncelikle Tukidides, Herodot‘tan sonra gelen bir tarihçi olarak bilinir. Tukidides’in eserlerinde didaktik, öğretici bir hava varken Herodot’un eserlerinde daha çok hikayeleştirilmiş ve çoğu zaman abartılmış olaylar ve olay örgüsü görürüz. Örneğin Herodot, Yunan-Pers Savaşları sırasında, 300 cesur Spartalının 5 milyon Perse karşı verdiği amansız mücadeleden büyük bir kahramanlıkla ve ruhla bahseder ama Tukidides’in ünlü Meloslular Diyaloğu’nda ve daha birçok bölümünde hikayeleştirilmeye yer verilmez. Herodot romantik; Tukidides realist bir yazardır. Bu karşılaştırmada görüldüğü üzere gerçek tarihin ne olmadığı da apaçık ortadadır.

Aynı zamanda bir milletin tarihini doğru bir biçimde öğrenmesi, hikayelerden ve efsanelerden bağımsız bilmesi gerekir. Örneğin Mustafa Kemal Atatürk, bunun bilincinde olarak Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk Tarih Kurumunu kurmuştur.