Sefaletin Sınırı Yoktur

Dünyada sefaletin hudutları belirlenememiştir. Sefalet şurada biter ya da şurada başlar diye bir çizgi yok ne yazık ki. Yeryüzünün her hangi bir yerindeki sefalet bir yere göre daha fazla olabiliyor ya da tam tersi daha az. Sefaletin tanımı açlık, kıtlık, verimsizlik, hastalık ya da milli gelirin azlığı olarak tanımlanabilir. Ve aynı zamanda sefalet, bireysel anlamda dibe vurmak, sıfırı tüketmek de olabilir.

Sefalet, biyolojik ihtiyaçların karşılanamamasıdır. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ne göre bir insan en başta biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşılaması gerekir. Zira insanın hayatını devam ettirebilmesi için öncelikle temel ihtiyaçları olan yeme, içme, boşaltım gibi hayati fonksiyonlarını yerine getirmesi gerekir. Daha sonra ise güvenlik ve kendini kanıtlama ihtiyacını gerçekleştirir.

Açlık sınırı denilen bir şey var ve dünya nüfusunun kayda değer bir çoğunluğu bu açlık sınırı denilen çizginin altında yer alıyor. Özellikle Afrika, Güneydoğu Asya, Ortadoğu ve Orta Amerika gibi coğrafyalarda bu oran ciddi şekilde artış göstermektedir. Yani bir insanın, hayatını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için gerekli olan şartları, elden gelen birşey olmadığı için yerine getiremeyen bireylerin oluşturduğu müthiş derecede yüksek bir topluluk. Ve bu oran dünyada nerdeyse hiç tartışılmıyor. Mülteci kamplarının dolup taşması, Akdeniz’in ölüm denizi haline gelmesi, doğal afetlerin bir coğrafyayı yerle bir etmesiyle ortada kalan insanların durumu geri kalan insanları, devletleri ya da toplulukları çok çok az rahatsız ediyor.

Bireysel ya da gönüllü faaliyet gösteren organizasyonların katkıları ile bir yerlere getirilmeye başlanan açlık ve sefaletle mücadele her ne olursa olsun, nasıl devam ederse etsin bir devlet politikası ya da bir dünya felsefesi haline gelmediği sürece düzeltilemeyecek bir meseledir. Çünkü büyük meseleler ancak büyük kişilikler veya büyük devletler ile çözümlenir. Ve bu sorun bizleri rahatsız etmiyor ya da en azından vicdanlarımızı sızlatmıyorsa burada bir sıkıntı var demektir.

“Afrika’ya ilaç göndermeye karar vermiştik fakat hepsinin üzerinde tok karnına içiniz yazıyordu” der Charles Bukowski. Der ve bırakır; varın ötesini siz düşünün. Sağlığı için ilaç içmesi gerekiyor fakat ilaç içmesi için öncelikle tok olması gerekiyor. Belki coğrafyalarına birebir gitmişliğimiz yok. Sadece televizyon ekranlarında objektiflere yansıyan kadarıyla gördüğümüz kemikleri sayılan, zayıf, siyahi ve saçları topak topak Afrika çocuklarının halleri, bizlerin içini titretmesi gerekir en azından.