Simidiye!

 

Sokağımızdan geçen simitçinin yüksek sesli nidalarından anladığım sözdür, simiidiyea. Simitçi ağabey burada “Simidi ye” diye bir tavsiyede bulunmak istemiş de olabilir tabi.

Özellikle çocukken, simitçilerin eşsiz nidaları hepimizin zihinlerinde farklı tezahürler oluşturur. “Simidiye” adlı uzak bir ülkeden mi geliyordu bu gevrek ve sıcceeak simitler? Madem uzak bir ülke peki simitler nasıl taze ve sıcak kalıyordu? Belki de Ankara’nın bir semtidir,  “Simidiye”. Ve alemet-i farikasıdır gevrek ve sıceeak simitlerinin olması.

Simitçilerin esrarengiz ifadelerini “böcügi” olarak anlayan küçük ve sevimli bir çocuk tanımıştım. Simitçi geçerken; “Böcügii gel.” diye sesleniyordu. Diyeceğim o ki; bilhassa Ankara’da büyüyen çocuklar bir dönem, simitçilerin ne dedikleriyle ilgili büyük bir karmaşa içine düşebilirler. “Neden Ankara?” diye soracak olursanız; diğer şehirlerimizde de bu durum hasıl olabilir elbette derim. Fakat “Ankara Simidi diye bir gerçek var” diye de eklerim. Ve ben bu yazımda biraz bu gerçeğe değineceğim.

Ilık bir yaz sabahı, erken saatlerde evden çıkan bir aile… İstikamet; Kızılay. Erken saatleri tercih etmelerinin sebebi; hava fazla ısınmadan ve ortalık fazla kalabalıklaşmadan işleri halletmek. Bahsedilen iş; bazen bayram alışverişi, bazen düğün alışverişi bazen de çocukların ihtiyaçları olabilir. Genel bir ifadeyle; çarşıdaki işler efendim. İşte böyle günlerde aile bireylerinin midesinin kazınmasıyla ve evin en küçüğünün (o zamanlar en küçüktüm.) yorulup, kucağa alınmak için numaradan kendini yerlere atmasıyla vaktin geldiği anlaşılır. Vakit; “Simit-Sıkma Portakal Suyu” vaktidir. Kızılay’ın fevkalade gevrek ve rayihası bu küçük kızı ayıltacak cinsten simitleri heyecan sebebidir. Ve mavi kapaklı pet şişelerde satılan portakal suyu, şayet tatlı portakallardan yapılagelmişse değmeyin keyfine. Hem lezzetli hem ekonomik olan bu öğün vakitten de tasarruf etmenizi sağlar. Bir de “Simit-Çay” ikilisi var ki; adeta Brad Pitt-Angelina Jolie (ayrılsalar da bu bir deyiş olarak kalacaktır.), Safiye ile Faik, Edi ile Büdü, Süheyl ve Behzat Uygur kardeşler, Murat Cemcir ve Ahmet Kural, Berna ile Teoman, Erik ve Tuz… Tulum peyniri veya krem peynir, bu süper ikiliye zevkle eşlik edecektir. Nitekim süper ikilinin aslında; “Simit-Tulum Peynir” olduğu yönünde de görüşler vardır. Saygımız sonsuz.

Tarihi Osmanlıya kadar dayanan simit; Ramazan ayında padişahın, iftardan sonra yolda saf tutan askerlere verdiği bir armağan olmuştur. Padişahtan simit almak şanlı bir mesele olsa gerek. Herkese nasip olmaz hani. Günümüzde de Ankara denilince akla ilk gelen şeylerden biridir kara simit. Ankara Kedisi ile yarıştığı bile görülmüştür. Elbette bunda “Taze taze (a’lar uzatılmaksızın söylenir.) sıceeak simiyyeat!” sözleriyle sokakları renklendiren simitçi amcaların, tarihi fırınlarımızın, ustalarımızın katkısı büyüktür. İyi ki simitçiler var 🙂

Simit yerken; “Atalarım da simit yerdi.” diyerek ortaya sürülebilecek görsel

illegalHafiz

bir takım tanıklıklar