Söylediklerimiz ve Söyleyemediklerimiz

İçimde öyle cümleler var ki kendimce. Kendimce öyle cümleler kurmuştum ki birilerine; uzun, kısa, tesirli, etkisiz… Hepsinin birer sahibi vardı üstelik. Herkese ve her olaya karşı bir söz biriktirmiştim. Hangi yaşta ölürsek ölelim tamamlanmamış cümlelerimiz olacak diyen biri vardı. Aklım hep o sözde takılıp dururdu. Gerçekti ve apaçık bir hakikatti. Yaşlı olsak da genç olsak da bazı söylemediğimiz şeyler canımızı yakacak ve biz onları sahiplerine ulaştıramadan ölmüş olacağız belki de.

Hayatta ki en önemli pişmanlıklarından biri de söyleyemediklerinize duyulan öfkelerdir. Bazı gerçekleri kendi içinizde saklayarak kimseye bir zararı olmadığını düşünürsünüz ama şöyle denir: Keskin sirke küpüne zarar. Siz anlatmadığınız, söyleyemediğiniz için kimsenin üzülmediğine ya da böylesinin daha iyi olduğuna hükmedersiniz fakat siz, tüm içimizde sakladığınız belki yüzleşmekten bile korktuğunuz ifadeler yüzünden her gün biraz daha yok olur, biraz daha yaralanır ve biraz daha ölürsünüz. İtiraf edilememişlikler insanı yaralayan şeylerdi. “Ne olacak” sorusunu kendine sormaktan bile çekinen insanlar için itiraf etmek büyük bir olguydu şüphesiz. “Ya” sorusu daha çok sorulurdu. “Ya olmazsa”, “ya daha kötü olursa” gibi sorular, sorunsala dönüşüyor ve içten içe, insanın içini kemiren bir fareye evriliyordu usulca.

Diğer bir nokta söylemekti. Bu belaların zahiri, görünen kısmıydı. Burada işler çok daha basitti. Kural: Söylediğiniz şeyler birilerini rahatsız etmiş, birilerinin hoşuna gitmemişse siz de üzülürdünüz. Başınıza görünen bir sebeple bela almış olurdunuz. Kimileri buna “dil yarası” der. Çünkü sözlerin de geri dönüşü yoktur. Bir kere sarf ettiğiniz şeyler ne yapsanız dönmezdi çıktığı yere. Onunla kalırdınız. Bazen bir kelimenin verdiği zararı karşılamak için bin cümle kurarak telafi etmeye çalışırsınız ama çivi sökülür izi kalır; söylediğiniz de yanınıza kar.

En tehlikeli olan, görünmez, batıni olan söyleyemedikleriniz. Bazı teorisyen, düşünür ya da bilim adamı buna “eylemsizlik önyargısı” demiş. Artık ismi ne şekilde ya da hangi dilde telaffuz edilsin sonucu değiştirmeyen bir acizliğe sahip: Üzülmek, çok üzülmek.