Stendhal Sendromu Nedir?

Stendhal sendromu nedir? Stendhal sendromu neye denir? Hayatta duyulabilecek en ilginç hastalıklardan biri de Stendhal sendromudur. Bu sendrom, tıp tarihindeki en ilginç sendromlardan biri olmakla birlikte tıp literatüründe de yerini almış bir hastalıktır. Peki Stendhal Sendromu nedir? Gerçek mi?

Stendhal Sendromu Nedir? 

Kişinin sanat eserlerinin bolluğuna ve ihtişamlı olması karşısında vücudunda meydana gelen hızlı kalp atışı, baş dönmesi, baygınlık, şaşırma ve hatta halüsinasyonların tamamına ”Stendhal Sendromu” adı veriliyor. Bu sendom, özellikle sanat eserleri karşısında kendinden geçenlerin sıklıkla yakından bildiği bir şey.

Sendromun varlığını ilk bulan kişi, adından da anlaşılacağı üzere Fransız yazar Stendhal. Ünlü yazar 1817 yılında Floransa’ya bir gezi için gittiği dönemde, buradaki  Santa Croce Bazilikası’nda Giotto’nun fresklerini gördüğünde anlatılması güç bir duygu yoğunluğu hissettiğini yazmış ve bu, hastalığın adının konulmasında önemli bir kaynak olmuştu.

Fakat, Stendhal Senromunun resmi olarak kayıtlara düşmesi, 1979 yılında İtalyan psikiyatr Graziella Magherini’nin Floransa’da bu tarz bir etki yaşayan 100’den fazla ziyaretçiyi gözlemlemesi ve tasvir etmesinden sonra gerçekleşmiştir.

Hastalık, aynı zamanda Floransa Sendromu veya ”sanat zehirlenmesi” olarak da bilinir. Yine aynı şekilde böyle bir hastalığın var olduğu ve sanat eserleri karşısında insanların baygınlık, halisünasyon gibi kısa süreli bilinç kayıpları ve yanılsaması geçirebildikleri bilimsel bir deneyle de kanıtlandı.

Bilimsel Bir Deneye Konu Oldu

BBC’nin haberine göre bu sendrom, bir deneye konu oldu ve deneyin sonunda böyle bir hastalığın var olduğu kanıtlandı.

İtalya’da yer alan bir sanat araştırmaları merkezinde psikologlar ve teknik uzmanlar, ortak bir deneyde buluştular. Bu deneyde Floransa’da bulunan Medici Riccardi Sarayı, deneyin yapılacağı yer olarak belirlendi.

Saray içerisinde bulunan fresklerle süslü şapeli ziyaret edenlerin kalp atışı ve nefes alış-veriş hızları ile göz ve kas hareketleri incelendi. Saray içindeki diğer sanat eserlerine bakan ziyaretçilerin göz hareketleri de yine deneyde incelenenler arasında yer aldı. Ayrıca deneyde ziyaretçilerden sanat eserlerini gördüklerinde ne hissettiklerinin de yazılması istendi.

Deneyin ilk aşamasında sanat eserlerini gezen ziyaretçilerin eserlere bakarken göz kaslarının gevşediği, göz bebeklerinin küçüldüğü ve kalp atışı, nefes alış-veriş hızının arttığı gözlendi. Ayrıca ziyaretçilerin tansiyonlarının da düştüğü tespit edildi.

Öte yandan sanat eserlerine bakan ziyaretçilere sessel uyarıcılar da eşlik edince beyindeli aktivielerin de arttığı saptandı. Hislerini yazmaları istenen ziyaretçiler ise gördükleri sanat eserleri karşısındaki duygularını; ”aşırı duygulanma” ve ”tatlı bir yorgunluk” olarak betimledi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir