Süleyman Demirel: Tencerenin Deviremeyeceği Hükumet Yoktur!

Süleyman Demirel’in tarihe geçen pek çok sözü oldu. Türk siyasi tarihinin tartışmasız en etkili isimlerinden olan Süleyman Demirel’in bir sözü var ki kabul edelim ki diğer sözlerinden çok daha büyük bir anlam taşır: Tencerenin deviremeyeceği hükumet yoktur.

Evet, hatta şu an yeryüzünün en gelişmiş ülkeleri olarak addettiğimiz ülkeler bile, tencerenin karşısında çaresiz kalacaktır. Bu sözün, basit bir anlamı yoktur. Üstüne, bu söz temelinde nice kitaplar yazılmıştır. Kuşkusuz bu kitaplar içerisinde, şu sıralar popüler olmasının da etkisiyle, Doran Acemoğlu’nun Ulusların Düşüşü isimli kitabı mühimdir. Nitekim, kitapta ekonomik olarak çöküşe geçen ülkelerde isyanların, düzensizliklerin, iktidar değişikliklerinin, kaos ve karmaşanın yaşandığı anlatılmış ve ekonominin bir ulus için olmazsa olmaz bir nitelik olduğu üzerinde durulmuştur.

Gerçekten de bir ulusun ekonomik olarak refaha erişmesi, toplumsal olarak da söz konusu ulusun her alanda ilerlemesi anlamına gelir ki bu örnek en iyi şekliyle Coğrafi Keşifler sonrasında Avrupa’nın fikirsel açıdan bir devrim yaşaması ve bilim ve teknikte dünyanın diğer ulus ve medeniyetlerine karşı, karşı konulamaz bir hıza ilerlemesidir.

Coğrafi Keşiflerin bu zamana kadar yapılmadığı bir senaryo üretseydik muhtemelen Avrupa, hala Orta Çağdaki gibi kilisenin tahakkümü altında yaşamını sürdüren ve hala açlıktan hayatını kaybeden fertleri olan bir kıta olacaktı.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına giden süreçte, çoğu uzman tarihçiler bu durumu eğitimin bozulmasına yorar ancak tarihsel bir yanılgı içine düşerler. Nitekim Osmanlı Devleti, Coğrafi Keşifler henüz yapılmamış olsaydı hala yeryüzünün en haşmetli imparatorluğu olacaktı. Ekonomisi altına dayalı olan Osmanlı Devleti, İspanyol ve Portekiz İmparatorluklarının gemilerle getirdiği altınları Avrupa piyasasına sürmesi ve özellikle Akdeniz Havzasının önemini kaybetmesiyle ekonomik olarak çok büyük yaralar aldı. Hatta Osmanlı Devleti, bu hasarı bir nebze olsa dindirmek adına Hint Deniz Seferleri düzenledi ancak bu seferler Osmanlı için bir fiyasko ile sonuçlanacaktı. Osmanlı Devleti’nin bu seferdeki amacı, Hint Okyanusuna Afrika’yı (Ümit Burnu) dolaşarak giden İspanyol, Portekiz, İngiliz ve diğer Avrupalı devletleri engellemek olmuş ancak Osmanlı kadırgaları, açık denizlerde düşman topçu atışlarına gerek bile kalmadan dalgalarda parçalanmıştı.

1578-1590 Osmanlı Safevi Savaşları sonrasında Anadolu toprakları savaş alanına dönmüş, tımar toprakları yerle bir olmuş, vergileri artıran devlet karşısında halk, asker kaçağı Yeniçerileri de arkalarına alarak büyük bir isyana kalkışmıştı. Bu isyan daha sonra Celali İsyanları olarak bilinecekti. O zamana kadar isyan etmeyen halk, aç kalınca çareyi isyan etmekte buldu.

Tımarın bozulması, açıkçası en büyük felaketlerden biriydi. Toprağın parçalanması, üretimin durması, asker kaynağının yok olması ve her şeyden önce düzenin ortadan kalkması anlamına geliyordu. Devlet, bir yandan gelirlerini geleneksel yöntemlerle artırmaya çalışıyor bir yandan da savaşlara bütçe ayırıyordu. Halkın buna tepkisi ise hiç kimsenin tahmin bile edemeyeceği boyuttaydı. İsyan, neredeyse 50 yıl sürdü ve Osmanlı Devleti’nin muhteşemliği sadece bir ”anı” olarak kaldı.

Sözün özü, bu bir Marksist okuma değildir. Bu, bilinen gerçeklerdir. Ekonomi bir atardamardır ve bu atardamarda bir gün bir tıkanıklık meydana gelirse bu, tüm vücuda sirayet eder. Vücut, teklemeye ve en ufak bir harekette tökezlemeye başlar, zayıf düşer ve ”hasta adam” olur. Onun için tencere, her hükumeti düşürür. Süleyman Demirel, bu basit ama derin cümlede esasen de bunu kast etmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: