Ordu ve Siyaset

Modern silahlı kuvvetlerin ortaya çıkışı, Orta Çağ’a kadar geri götürülebilir. Avrupalı güçler, bu dönem içerisinde, sürekli bir orduya dayanan standartlaştırılmış bir askeri örgütlenme biçimini geliştirmeye başlamışlardır. 19.YY boyunca ordu, toplumun diğer kesimlerinden farklı, profesyonel bir liderliği olan uzmanlaşmış bir kurum olmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra Avrupa sömürgeciliği, orduyu devlet örgütlenmesinin neredeyse evrensel bir bir bileşen haline dönüştürerek, bu modelin dünyanın her tarafında benimsenmesini temin etmiştir.

Ordu çok özel türde bir siyasi kurumdur. Ordunun, diğer sivil örgütlenmelerden farkını ortaya koyan unsurlar bulunmaktadır.

–Bir savaş aracı olması nedeniyle, gerçek bir silahlanma tekeline sahip olması ve bunun neticesinde zorlayıcı bir güç elde etmektedir.

–Ordu bir rejimi destekleme veya devirme kapasitesine sahip olduğundan, onun sadakati devletin ayakta kalması için zorunludur.

–Silahlı kuvvetlerin, bir rütbe hiyerarşisi ve kesin bir itaat kültürüyle karakterize edilen, sıkı örgütlenmiş ve yüksek disiplinli bir organdır.

–Ordu her zaman ayırt edici bir kültür ve değerler sistemi ile personelini savaşmaya, öldürmeye ve belki de ölmeye hazır tutan bir ekip ruhu (L’esprit de corps) ile karakterize edilir.

–Silahlı kuvvetlerin, devletin güvenlik ve bütünlüğünü güvence altına aldıkları için ulusal çıkarların muhafaza edildiği yer olmaları anlamında, çoğunlukla siyasetin “üzerinde” görülmeleri ve genellikle de kendilerini öyle görmeleridir. Bu durum, ordunun özel bir statüye sahip olmasını ve saygı görmesini sağlar, ancak özellikle de kendi görüşüne göre hayati ulusal çıkarlar tehdit altında olduğu zaman, ordunun siyaset müdahale etme eğilimini güçlendirir.

Orduyu tekil, tutarlı ve bütün toplumlarda ortak siyasi özelliklere sahip bir kurum olarak görmek hatadır. Ordu içinde de bölünmeler vardır ve bu durum değişik kaynaklardan gelebilir. Örneğin, çoğunlukla seçkin arka planları nedeniyle göreve getirilen, büyük ölçüde muhafazakar üst düzey görevlilerle, terfi konusunda sabırsız veya ilerlemeci ya da radikal fikirlere daha açık olabilen daha alt düzeydeki personel arasında çatışmalar ortaya çıkabilir. Benzer biçimde, hem toplumsal hem de mesleki olarak imtiyazlara sahip olan muvazzaf bir personelle, genellikle işçi veya köylü sınıfından gelen askere alınmış bir görevli arasında gerilim olması normaldir.

Prestij için rekabet ve yarışma, ayrıca yetersiz kaynaklar da, orddu içindeki çeşitli servisleri ve birimleri bölebilir, bu arada bölgesel veya etnik bölünmeler de önemli olabilir. Belirli bir silahlı kuvvetin karakteri, iç ve dış faktörler tarafından biçimlendirilir. Bunlar ordunun tarihi ve gelenekleri, özel alayları yahut birimleri ve genel siyasi sistemin doğası, siyasi kültür ve rejimin kendi değerleridir. Orduların siyasi hayatta oynayabildiği farklı roller vardır:

–Bir savaş aracı olarak ordu
–Siyasi düzen ve istikrarın güvencesi olarak ordu
–Bir çıkar gurubu olarak ordu
–Sivil düzenin alternatifi olarak ordu

Savaş Aracı Olarak Ordu

Ordunun temel amacı, eğer gerekiyorsa, diğer siyasi toplumlara karşı yönetilebilen bir savaş aracı olarak hizmet etmektir. Bunun sebebi, ordunun modern Avrupa’nın ilk dönemlerinde, devlet sisteminin doğuşuyla aynı zamana rastlayan ayrı ve kalıcı bir kurum olarak gelişmiş olmasıdır. Ancak, kritik olan, silahlı kuvvetlerin savunma veya saldırı amaçlı olarak kullanılabilmesidir. Modern devlet yapısı içerisinde, pratikte bütün ülkelerin silahlı kuvvetler bulundurmasını sağlayan, onun bir ülkeyi dış saldırıya karşı savunma yeteneğidir.

Silahlı kuvvetler saldırgan veya yayılmacı amaçlarla kullanıldığında, ordu çok daha önemli hale gelmektedir. Diğer devletlere karşı savaş sürdürmek, hem ordunun bir saldırı aracı olarak hareket etme kabiliyeti ve isteğini, hem de saldırı eylemlerinin önemli ölçüde kamu desteği elde etmesini gerektirir. Bu nedenle, yayılmacı devletler, genellikle, yüksek seviyeli bir askeri harcama, askeri liderlerin siyasa üretme sürecine dahil edilmesi ve çoğunlukla orduya at fikir ve değerlerin sivil toplum içinde de yayılması anlamına gelen militarizm ile karakterize edilirler.

Militarizm: İki anlamda kullanılmaktadır.

–Askeri güç kullanılarak amaçların elde edilmesi
–Askeri önceliklerin, ideallerin ve değerlerin toplum geneline yayıldığı bir kültürel ve ideolojik fenomen.

Militarizm kavramının genel kullanımı ikinci tanım üzerinden yapılmaktadır. Bu yapı, silahlı kuvvetlerin övülmesi, yüceltilmiş bir ulusal yurtseverlik anlayışı, savaşın meşru bir siyaset aracı olarak kabulü, atacı bir kahramanlık ve fedakarlık inancından oluşur. Tamamında olmasa da, bazı hallerde, militarizm ordunun kendi meşru fonksiyonlarını suiistimal etmesi ve normalde sivil siyasalcılara verilmiş lan sorumlulukları gasp etmesiyle de tanımlanır.

İç Düzenin Güvencesi Olarak Ordu

Askeri güç, genelde başka siyasi toplumlara yöneltilse de, iç siyasa da belirleyici bir faktör olabilmektedir. Bu durum, silahlı kuvvetlerin göreve çağrılabileceği, en az ihtilaflı askeri olmayan görevleri, doğal ve başka felaketlerde acil servis olarak fonksiyon icra etmelerinden kaynaklanmaktadır. İç düzene bu türdeki bir müdahale, istisnai bir durumdur ve genellikle siyasi bir anlamı yoktur. Ancak, bu söylem, silahlı kuvvetlerin iç karışıklıklar ve mücadelelerde asayiş sağlamak üzere kullanıldığı durumlar için söylenemez.

Bazı devletler, toplum polisinin kontrol altına alma kapasitesinin epey üzerine geçen siyasi gerilimler ve huzursuzluklarla karşılaşabilir. Böyle bir durum, özellikle ciddi dini, etnik veya ulusal çatışmalarda ortaya çıkar. Bu hallerde, ordu devlet bütünlüğünü tek güvencesi olabilir, hatta bu amaca ulaşmak üzere, bir iç savaşa varabilen bu çatışmanın içine sokulabilir. Siyasi meşruiyetin tamamen çöktüğü hallerde, ordu rejimi halk isyanı ya da devrimden koruyan tek unsur olarak karşımıza çıkabilir. Ancak, bu durum içerisinde, yönetim tümüyle bir diktatörlük haline geldiği için, anayasacılığın ve rızanın bütün şekilleri terk edilir.

Çıkar Grubu Olarak Ordu

Ordu, büyük ölçüde bir siyaset aracının, yani hükümetlerin, kendi iç ve dış hedeflerine ulaşabildikleri bir aygıtın üzerinde görülmektedir. Ancak, silahlı kuvvetler, sevk edildikleri siyasi amaçlarda çıkarı bulunmayan tarafsız bir organ değildir. Bürokrasiler gibi ordular da siyasanın içeriğini biçimlendirmeye veya etkilemeye çalışan çıkar grupları olarak hareket ederler. Ordu bu noktada, belirli avantajlara sahiptir:

–Büyük bir teknik bilgi ve uzmanlığı elinde bulundurur.

–Önemli siyasa üretici organlarda temsil edilme ve böylece kurumsal bir iktidar temeli elde etme anlamında “içeriden” bir gruptur.

–Ulusal güvenliğin ve devlet bütünlüğünün garantörü olma statüsünden ve normal olarak halkın savunma konusuna yüklediği önemden istifade eder.

Ordu üst düzey karar alıcılarının, silahlı kuvvetlerin boyut ve statüsünü arttıran veya bağımsızlığını güvence altına alan siyasalar için “bastırdığını” öne sürmek mümkündür. Bu durum, büyük ölçüde, askeri bütçe artışı için uğraşan bir lobi grubu ya da savunma pastasının mümkün olan en büyük dilimi için mücadele eden bir dizi rakip servisler veya birimler olarak karşımıza çıkabilir.

Sivil Düzenin Alternatifi Olarak Ordu

Ordu, sürekli olarak sivil siyasacılar üzerinden ve onlar vasıtasıyla baskı yapan bir çıkar grubu olarak hareket etmekten hoşnut değildir. Silahları elinde bulundurması ve iktidara yakınlık, uç hallerde bir askeri düzen tesisine yol açabilecek şekilde, orduya siyasi hayata doğrudan müdahale etme yeteneğini vermektedir. Askeri düzenin tamamlayıcı özelliği, silahlı kuvvetler mensuplarının sivil siyasetçilerle yer değiştirmesidir ki, bunu anlamı, hükümetteki belli başlı makamların, ilgili kişinin ordu komuta zinciri içindeki pozisyonuna göre işgal edebileceğidir.

Askeri Cunta: Cunta kelimesi İspanyolcadaki Junta kelimesinden gelir. Konsey ya da heyet anlamına gelir. Üst düzey subayların komuta konseyinde toplanan ortaklaşa askeri hükümet biçimidir.

Sivil Özgürlük: Devlete değil, yurttaşa ait olan özel varoluş alanı demektir. Sivil özgürlük, devlet tarafından müdahale edilmemeyi gerektiren, insan hakları doktrininde köklerini koruyan bir “negatif” haklar dizisidir. Klasik sivil özgürlükler, genellikle

–İfade özgürlüğü,
–Basın özgürlüğü,
–Din ve vicdan özgürlüğü,
–Seyahat özgürlüğü
–Örgütlenme özgürlüğü olarak düşünülür.

Askeri yönetim için, dengeli ve kalıcı bir siyasi şekilde varlığını sürdürmek zordur. Askeri liderler, sivil hükümetin kronik zaafına, kontrol edilemeyen bölünmelere ve yaygın yozlaşmaya dikkat çekerler. Ancak, askeri yönetimin bu sorunlara çözüm getirmesi veya geçici ulusal kriz veya siyasi olağanüstü hal dönemleri hariç, kendisinin de meşru kabul edilmesi ihtimal dışıdır. Bunun sebebi, askeri rejimlerin, tipik olarak, sivil özgürlüklerin askıya alınması ve halkın siyasete müdahalesinin muhtemel yollarını yok etmesidir. Protesto ve gösteriler kısıtlanır, muhalif siyasi partiler ve sendikalar yasaklanır ve medya sıkı bir sansüre tabi tutulur. Ordu, çoğunlukla sahne arkasından yönetmeyi ve sivilleşmiş bir liderlik aracılığıyla, iktidarı örtülü bir şekilde kullanmayı tercih eder.

Ordunun Kontrol Edilmesi

Ordu, genellikle bir meclise yahut halka hesap veren sivil liderlere resmen tabidir. Ordunun sadece tavsiye sunduğu ve yürütmeyi üstlendiği savunma ve askeri alanlarda bile siyasa üretme sivil siyasetçilerin sorumluluğundadır. Ordu, uygulamada hatırı sayılır bir politik etkiyi kullanmakla birlikte, o da diğerleri arasında yalnızca bir çıkar grubudur ve sivil liderlerin aldığı kararlara itiraz etme yetkisinin olmadığını kabul etmekle yükümlüdür. Ayrıca, silahlı kuvvetler içerisinde iktidardaki parti ya da hükümetten bağımsız olarak, devlete sadık kalmalarını temin eden sıkı bir siyasi tarafsızlık ordunun kontrol edilmesini desteklemektedir.

Ordunun İktidara El Koyması

Hükümet Darbesi (Coup d’état): Yasadışı ve anayasal olmayan yöntemle, yönetim yetkisinin ani ve cebri olarak ele geçirilmesidir. Darbeler genellikle ordu tarafından veya onun yardımı ile gerçekleştirilir. Şiddet, çoğu zaman darbe yapısı içerisinde mevcuttur. Hükümet darbesi, devrimlerden iki şekilde ayrılır:

–Darbeler, tipik olarak, devlet içerisindeki önemli kurumlardan (bürokrasi, polis, silahlı kuvvetler, vb.) nispeten daha küçük gruplarca gerçekleştirilir. Kitlesel bir siyasal eylem içermez.

–Darbeler, ille de rejimi değiştirme ya da kapsamlı sosyal değişikliğe yol açma olmaksızın, hükümeti, yahut yönetici grubu değiştirmeye çalışır.

Ordu, ya sivil lideri değiştirmek ve yerine doğrudan bir askeri düzen kurmak üzere veya birtakım sivil liderlerin yerine kendisinin dolaylı olarak yönetebileceği başka sivil liderler getirmek üzere iktidara el koyar. Dünyanın bazı yerlerinde, siyasete askeri müdahalede bulunmak sıradan hale gelmiş ve askeri rejimler, istikrar kazanarak, artık istisnai veya geçici olgular olarak sınıflandırılamaz hale gelmiştir. Bu noktada, askeri darbeler, yönetme yetkisinin bir grup liderden bir sonrakine geçmesine yol açmanın başlıca aracı olmaktadır. Askeri darbeler bazı özel koşullarla birlikte gelebilir:

–Ekonomik gerilik
–Sivil yönetimlerin meşruiyetini yitirmesi
–Ordu ve Hükümet arasındaki ihtilaf
–Darbe lehindeki uluslararası konjonktür

Askeri darbeler, ordunun muhtemelen, yalnızca mevcut kurumların ve yönetici elitin meşruluğuna itiraz edebileceğini hissettiği ve müdahalesinin başarılı olacağını hesabını yaptığı zaman müdahale etmektedir. Bu nedenle, dengeli bir demokratik kültür olduğunda, siyasete çok nadir olarak doğrudan müdahale gelmektedir. Askeri yönetim, ancak ordunun birlik ve disiplinini azalttığı için sürdürülmesi zor olabilecek düzeyde bir sistematik baskı sayesinde iş görebilir. Bu nedenle, başarılı askeri rejimlerin çoğu, dünyanın uzun bir sömürge yönetimi geçmişine sahip bölgelerinde kurulmuştur: Latin Amerika, Orta Doğu, Afrika ve Güney Doğu Asya

Ordu müdahalesini getiren bir başka faktör ise, silahlı kuvvetlerin değer, amaç ve çıkarlarının, genel olarak siyasal rejiminkinden farklı olma derecesidir. Ordular, hükümete karşı harekete geçtiklerinde, ya çıkarlarının ya da değerlerinin tehdit altında olduğuna inandıkları için veya eylemlerinin haklı olduğunu düşündüklerinde harekete geçerler. Ordunun iktidarı ele geçirme kararını uluslararası konjonktür de etkileyebilmektedir. Ordunun iktidarı ele almasına komşu devletlerin, bölgesel ve uluslararası örgütlerin veya daha geniş bir uluslararası toplumun bulaşmadığı sadece birkaç ülke vardır.

Yar. Doç. Dr. Ahmet İlkay Ceyhan