Ulus Nedir?

Gerek sosyolojik anlamda gerekse tarihsel anlamı bakımından oldukça karışık bir yapı olan ulus kavramının bileşenleri oldukça fazla. Bir kavramın birden çok tamımı varsa söz konusu kavramın tanımı yoktur, tarifi vardır. Bu yazımızda ise ulus kavramının tarifini, sürecini, tarihsel süreç içerisindeki değişim ve gelişimini, önemli kırılma noktalarını ve bileşenlerini ele alacağız. Kısaca Ulus Nedir?

Son iki yüzyıldır ulus en uygun, ve belki de tek, siyasal yönetim birimi olarak kabul edilmektedir. Uluslararası hukuk, büyük oranda, bireyler gibi ulusların da dokunulmaz haklara sahip olduğu varsayımı üzerine temellenmiştir. Bu hakların en önemlileri;

1-) Siyasal bağımsızlık,
2-) Kendi kaderini tayin etme (self-determination)

Ulus, Latince’de doğmak anlamına gelen “Nasci” kelimesinden türemiştir. Kültürel, siyasal ve psikolojik faktörlerin bir toplamı tarafından şekillendirilen karmaşık bir olgudur. Kültürel olarak, bütün uluslar çeşitli düzeylerde farklılık gösterse de, ortak bir lisan, din, tarih ve gelenekler tarafından bir arada tutulan bir insan grubudur. Klasik olarak, devlet olmayı başarma veya sürdürme arzusu olarak ifade edilmekle beraber, yurttaşlık bilinci biçimini de alabilir. Psikolojik olarak, bir ulus paylaşılan bir sadakat veya yurtseverlik biçimindeki bir duygu ile ayırt edilen bir insan grubudur. Bununla beraber, böyle bir bağlılık bir ulusa üyeliğin zorunlu bir koşulu değildir; ulusal onuru taşımayanlar bile hala bir ulusa “ait” olduklarını kabul edebilir.

Ulus, basitçe veri olarak kabul edilir. “Ulus” terimi belirsiz bir şekilde çok kez devlet, ülke, etnik grup ve ırk gibi terimlerle eş anlamlı olarak kullanılır. “Ulus” terimini tanımlamanın zorluğu, tüm ulusların kültürel ve siyasal karakteristiklerin bir harmanı olarak objektif ve sübjektif özelliklerin bir karışımı olmalarındandır. Objektif anlamda, uluslar kültürel varlıklardır: Aynı dili konuşan, aynı dine sahip, ortak bir geçmişle bağlı halk toplulukları gibi. Sübjektif anlamda, tüm uluslar bir miktar kültürel, etnik ve ırksal çeşitliliği içinde barındırmaktadır.

Ulus, psiko-politik bir inşadır. Bir ulusu diğer tüm grup ve kolektivitelerinden ayıran şey onun üyelerinin kendilerini bir ulus olarak kabul etmeleridir. Bu anlamda, bir ulus kendisini özel bir siyasal topluluk olarak algılamaktadır. Bu durum, “Ulus” kavramını “Etnik Grup”tan ayıran şeydir.

Etnik Grup: Tipik olarak ortak bir geçmiş fikriyle bağlantılı olan ortak bir kültürel ve tarihsel kimliği paylaşan bir insan grubudur. Bir etnik grup, bir topluluk kimliğine ve kültürel onur duygusuna sahiptir. Ancak, ulustan farklı olarak, söz konusu kolektif siyasal emellere sahip değildir.

Bu emeller, geleneksel olarak siyasal bağımsızlık ve devletliği elde etme çabası ve zaten elde edilmişse onu muhafaza etme şeklini almıştır. Milliyetçilik, kısmen çeşitli milliyetçi geleneklerin ulus kavramını farklı şekillerde görmesi nedeniyle kavranması güç bir olgudur. İki karşıt kavram, bu kavramanın karmaşık hale gelmesinde etkili olmuştur:

1-) Ulusun esas olarak kültürel bir topluluk olarak algılanması ve etnik bağlar ve bağlılıkların (loyalties) önemi,
2-) Ulusun esas olarak siyasal bir topluluk olarak algılanması ve vatandaşlık bağlarının önemidir.

Bir ulusun, esasen etnik veya kültürel varlık olduğu fikri onun “birincil” kavramdır. Her ulusal grubun yaradılış özellikleri nihai olarak;

1-) Yaşam biçimi,
2-) Çalışma alışkanlıkları,
3-) Tutumları,
4-) Bir halkın yaratıcı eğilimlerini şekillendiren doğal çevresi,
5-) İklim ve fiziksel coğrafya
tarafından belirlenir.

Bir halkın ayırt edici gelenekleri ve tarihsel hatıralarının cisimleşmiş hali olan “Dil” önemli bir olgudur. Her ulus, “Dil” yoluyla, kendisini şarkılarda, mitlerde ve efsanelerde gösteren ve bir ulusa yaratıcılık sağlayan bir “Volkgeist”e sahiptir.

Kültürel milliyetçilik, ulusun soyut bir siyasal topluluktan ziyade ayrı bir medeniyet olarak yeniden yaratılmasına vurgu yapan bir milliyetçilik türüdür. Kültürel milliyetçilik, devlet kavramını çevresel bir varlık olarak görürler. Kültürel milliyetçilik, kendi” ruhu” ile harekete geçirilen eşsiz tarihsel ve organik bir bütün olarak gördüğü ulusa inanç beslenmesi anlamında “Mistik” bir kavramdır. Tipik olarak, elit veya “yüksek” kültüre dayanmaktan daha çok popüler bir olgudur. Ritüeller, gelenekler ve efsanelere dayanması anlamında “aşağıdan-yukarıya” bir milliyetçilik türüdür.

Kültürel milliyetçilik, açıkça siyasal bir devlet olma çabası yerine, ulusal geleneklerin ve hatıraların farkında olma ve değerini bilmeyi vurgulamaktadır. Kültürel milliyetçilik kavramında, ulusların kökenlerinin çok eskiye kadar geri götürülebileceği ve aynı şekilde insan toplumu devam ettiği sürece devam edecek “doğal” veya organik varlıklar olduğu vurgulanmaktadır.

Siyasal Topluluklar Olarak Ulus

Ulusların, esasen siyasal varlıklar oldukları görüşü kültürel kimlikten daha çok vatandaşlık bağlarını ve siyasal bağlılıkları vurgular. Ulus, kültürel, etnik ve diğer bağlılıklarından bağımsız olarak esasen paylaşılmış vatandaşlık bağıyla bağlı bir insanlar topluluğudur.

“Genel irade” kavramı üzerine kurulu olan uluslar, sadece “icat edilmiş gelenekler”den ibaret değildir. Tarihsel devamlılık ve mitler, bizzat milliyetçiliğin kendisi tarafından kendisi tarafından yaratılmıştır. Yani, milletlerin milliyetçili yaratması değil, milliyetçiliğin milletleri yaratması söz konusudur. Kuşaktan kuşağa aktarılan ve bir ulusal kültürü somutlaştıran “ana dil” fikri sorgulanabilir bir kavramdır.

“Dil” kavramı ise her kuşak tarafından, kendi ihtiyaç ve koşullarına adapte ettikçe yaşayan ve gelişen bir olgudur. “Ulus” bir yapım aşamasıdır. “Hayal edilmiş topluluk” (imagined community) kavramı ile tanımlanabilir. Uluslar, ortak bir kimlik fikrini sürdürmek için yüz yüze etkileşim yerine, mental bir etkileşim üzerine kuruludur. Öte yandan uluslar, bizim için eğitim, kitle iletişim araçları ve siyasal sosyalizasyon tarafından inşa edilen , hayal edilmiş yapımlar olarak var olur.

“Siyasal Ulus”, içinde vatandaşlığın etnik kimlikten daha çok siyasal önem taşıdığı ulustur. Siyasal uluslar, birden çok etnik grubu içlerinde barındırır ve kültürel heterojenlik ile belirlenirler.

Ulus-Devletin Bir Geleceği Var mı?

Ulus-Devlet, hem bir siyasal örgütlenme türü, hem de siyasal bir idealdir. Vatandaşlık ve milliyetçilik bağlarıyla bir arada tutulan otonom bir siyasal topluluktur. Ulus-Devlet, sıklıkla tek meşru siyasal yönetim birimi olarak görülür. Onun gücü hem kültürel uyum hem de siyasal birlik şansı sunması ve böylelikle ortak kültür ve etnik kimlik paylaşanlarla bağımsızlık ve kendi kendini yönetme hakkını tecrübe etme imkanı sağlamasıdır.

20. Yüzyılın üç jeopolitik karmaşası Ulus-Devlet karmaşasına yön vermiştir:

1-) I.Dünya Savaşı
2-) II. Dünya Savaşı
3-) Doğu Avrupa’da Komünizmin Çöküşü

Ulus-Devlet’e yönelik dışsal tehditler çeşitli biçimdedir:

1-) Savaş teknolojisindeki gelişmeler ve nükleer çağın ilerlemesi
2-) Ekonomik hayatın küreselleşmesi
3-) Ulus-Devlet doğal çevrenin düşmanı ve küresel ekolojik dengeye tehdit olması
4-) Çokkültürlülük kavramı

Ulus-Devlet, etnik siyasetin artışıyla çözülmeci baskıların altındadır. Dışsal olarak, ulusaşırı yapıların artan gücü ve ekonomik ve kültürel küreselleşmenin ilerlemesi ve çevresel krizlere uluslar arası çözümler bulma ihtiyacı tarafından sıkıştırılmaktadır.