Uluslararası İlişkilerde İttifakın Tanımı

Eğer uluslararası ilişkiler disiplininin bir tarafı çatışma ve savaş ise diğer tarafı da iş birliği ve diplomasidir. Dolayısıyla bir iş birliği ve diplomasi türü olarak görülebilecek ittifaklar olmadan uluslararası ilişkilerin işleyiş ve dinamikleri önemli ölçüde eksik kalacaktır. Realist bir anlatıya göre yer yüzünde tek insan varken huzur ve barış vardı. ikinci insanla birlikte savaş, üçüncüsüyle de ittifaklar ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle de ittifaklar her türlü uluslararası ilişkiler çalışmasının önemli unsurlarından biri olmasına karşın, savaş ve çatışmaya gösterilen ilgi kadar sistemli incelemeye tabi tutulduğunu söylemek oldukça güçtür. Fakat bu durum konuyla ilgili önemli bir literatürün ortaya çıkmadığı anlamına da gelmez. Özellikle Realist ve son dönemlerde de inşacı teorilerin yaptığı önemli katkılarla ittifak çalışmaları oldukça gelişmiş denilebilecek bir araştırma alanı halini almış ve son dönemde NATO üzerine yapılan çalışmalarla oldukça zenginleşmiştir.

İttifakları Tanımlamak

Uluslararası ittifaklar kabaca devletlerin herhangi bir tehdit karşısında birlik oluşturmak adına resmi ya da gayri resmi biçimlerde bir araya gelmeleri ve ortak tehdide karşı mücadele taahhüdü vermeleridir. İttifaklar resmi ya da gayri resmi , savunmacı ya da saldırgan, simetrik ya da asimetrik ve benzeri biçimlerde sınıflandırılabilir. Bu ayrımlar bir kenara, yukarıda verilen kaba tanımlamanın içindeki üç unsurun ittifaklara bir ayırt edici özellik verdiği konusunda bir uzlaşı mevcuttur: aktörler, karşı çıkılan bir tehdit ve tehdide karşı birleşmek.

İttifaklar üzerine yapılan çalışmaların büyük çoğunluğunun Realist yazarlarca üretildiği düşünülecek olursa, yukarıda verilen tanımlamanın da Realist unsurlar olacağı anlaşılacaktır. Dolayısıyla birinci unsur olan aktörler açısından bakıldığında, ittifakların ulus-devletler arsında teşekkül eden bir olgu olarak değerlendirildiği görülmektedir. İttifaklar üzerine yapılan çalışmaların inşacı çalışmalar da dahil neredeyse tamamında devletlerin temel aktör olduğu ön kabulünden hareket edilmekte ve hangi devletin hangi şartlar altında hangi devletle ittifaka gidebileceği konusu ele alınmaktadır.

İttifakların ikinci önemli ve ayırt edici unsuru mevcut bir tehdit algısına dayanmasıdır. Buna göre ittifaklar geçici olgulardır, çünkü varlığını ortak bir tehdit algısına ve bunun devamına borçludurlar (Morgenthau, 1993). Tehdit ortadan kalktığında ittifakı mecbur kılan gerekçe de ortadan kalkmış olacağında devletlerin normal olana yani bağımsız hareket etme tavırlarına geri dönüş yapmaları beklenir. Fakat özellikle NATO gibi çok-uluslu ittifakların Soğuk Savaş sonrası aldıkları yeni formlar nedeniyle ve bu formlar üzerine özellikle liberal ve inşacıların ürettikleri yeni çalışmalar nedeniyle bu tür ittifakları diğer uluslararası kurumlardan ayırt etmek neredeyse imkansız hale geldi. Halbuki bir ittifakı herhangi bir uluslararası kurum ya da örgütten ayıran en temel özelliği birine ya da bir şeye karşı olmasıdır George Liska (1962) ittifaklar üzerine hala temle kaynak olarak görülen eserinin hemen girişinde bu durumu dile getirmiş ”ittifaklar ancak birine ya da bir şeye karşıdır ve ancak türevsel olarak bir şey içindir” ifadelerini kullanmıştır.

Dolayısıyla ittifaklar dahil ağyarına mani bir tanımlama yapılacaksa  NATO gibi bir uluslararası ittifakın Dünya Ticaret Örgütü gibi bir uluslararası kurumdan ayrıştırılması gerekmektedir. Dünya Ticaret Örgütü ticareti arttırmak ve yaygınlaştırmak gibi pozitif bir amaç güden devletlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkarken, uluslararası ittifaklar bir aktöre ya da aktörler grubuna karşı oluşturulur. Dolayısıyla tehditler ortadan kalktığında ittifakın bulunma gerekçesi de ortadan kalkar. Eğer devletler arası birliktelik herhangi bir pozitif amaç için devam ediyorsa (örneğin demogratik barışı sürdürmek gibi) o zaman bir uluslararası ittifak değil bir uluslararası kurum olarak değerlendirilmelidir. Aksi takdirde kavramsal alanda ortaya çıkan bu muğlaklık, ortaya atılan hipotezlerin test edilmesinde ciddi güçlüklere neden olmaktadır.

İttifakların üçüncü unsuru ise mevcut ya da muhtemel tehdide karşı birleşme eylemi ve bir dereceye kadar ortak hareket etme taahhüdüdür. Bazı durumlarda, saldırmazlık paktı veya savaş durumunda karşılıklı ya da tek taraflı yardım gibi uluslararası anlaşmalar imzalanır. bazen ise ittifaklar resmi bir anlaşma olmaksızın sözlü taahhütler üzerine kurulabilir. Bu iki farklı ittifak türü verdikleri güvence bakımından farklılıklar arz edebilir ama esasında uluslararası ilişkilerde zorlayıcı bir mekanizmanın yokluğu nedeniyle niteliksel olarak birbirleriyle hemen hemen aynı konumdadırlar. İttifaklar esas itibarıyla otonomiyle ittifakın hedefinin takas edilmesi anlamına gelir(Morrow, 1991). Diğer bir ifadeyle, bir devlet herhangi bir başkasıyla ittifak kurarken kendi bağımsız hareket etme yeteneğinin bir kısmını müttefikiyle paylaşma sözü vermiş demektir. Egemenlik hakları konusunda oldukça kıskanç oldukları kabul edilen devletlerin böylesi bir egemenlik paylaşımına gitmeleri ancak ittifakla elde edilecek hedefin daha acil ya da daha ehemmiyetli olduğu durumlarda mümkündür. Bir fayda umulmadığın da devletler bağımsız hareket etme imkanlarından vazgeçerek kendilerine böylesi bir taahhüt altına sokmak istemezler çünkü bu taahhütlerin devletleri kendi çıkarları yerine müttefiklerinin çıkarlarını savunmaya sürükleme ihtimali vardır (Christensen ve Snyder, 1990).

Dengeleme mi? Peşinde Takılma mı? 

Güç dengesi teorisyenleri devletlerin ittifak seçiminde güçlüyle mi yoksa güçlüye karşı mı birleştiğini tartışmıştır. Bir kısmına göre devletler güçlüyü dengeleme stratejisini tercih ederken bir kısmına göre ise güçlünün peşine takılırlar. Buna göre ittifak stratejiler bu iki ucun arasında gerçekleşiyor olarak değerlendirilir. Fakat özellikle son zamanlarda devlet davranışlarını bu iki uç arsında tasvir etmenin yeterli olmadığını düşünenler omnibalancing, yumuşak dengeleme , negative dengeleme, yarma, kuşatma gibi yeni isimlendirmeler tercih etmektedir.

Konuyla alakalı diğer bir yazı için: