İttifakların Sürdürülmesi

Bir önceki yazımızda Uluslararası İlişkilerde İttifakın Tanımı konusunu işlemiştik. İttifakların sürdürülmesi konusunun daha iyi anlaşılması için ilgili makaleyi okumanızı öneririz.

İttifakların sürdürülmesi, esas itibariyle bir pazarlık sürecidir. Bu tartışma, tarafların mevcut ittifakı sürdürürken hem ittifakın genelinin çıkarını hem de kendi çıkarlarını gözetmeleriyle ilgilidir. Bu alandaki çalışmalar, üç farklı eksen üzerinde devam etmektedir: Kurulu ittifakların içerisindeki taahhütlerden doğan sonuçlar, ittifakların yönlendirilmesi, ittifaklarda maliyet paylaşımı.

İlk olarak, ittifakların oluşumunda girilen taahhütlerin doğurduğu sonuçlar tartışma konusudur. İttifaklar, içinde herhangi bir zorlayıcı mekanizmanın bulunmadığı, anarşik uluslararası sistemde ancak ”ahde vefa” (pacta sund servanda) üzere yürüdüğünden, müttefikleri iki farklı aşırı uca sürükleyebilir. Birinci ihtimal, bir devletin kendisi için çok da gerekli olmayan bir savaşa sürüklenmesi, (entrapment) ihtimalidir. İkincisi ise, tam da ittifaka ihtiyaç duyulan bir aciliyet durumunda gerekli olan desteğin sağlanmadığı terk edilme, (abondonment) durumudur. Snyder’e göre devletler arasındaki tek taraflı bağımlılık her iki ihtimali de artırabilir. Diğer taraftan esneklik -yani ittifakın resmi bir anlaşma olmadan esnek bir zemine oturtulması- terk edilmeyi, müttefikler arasındaki çıkar çeşitliliği ise sürüklenme ihtimalini artırır. Muhtemel bir savaşın maliyeti de ittifakın sürdürülmesi meselesinde önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır.

İkinci olarak, ittifakların yönlendirilmesi meselesi vardır. Müttefikler arasındaki güç farklılaşması, ittifakın yönlendirilmesine etki yapabilir. Mesela Paul Schroeder, ittifakların aslen bir yönetme aracı (weapons of management) olduğu iddasını dile getirmiştir. Güçlü taraf, zayıf tarafı kontrolü altında tutmak adına ittifaka alabilir. Meseleyi tam tersinden alan Robert Keohane ise ittifak ilişkilerinde zayıf devletlerin güçlüleri vazgeçilmez bir özelliği sayesinde yer yer kontrol edebileceğini ve göreceli güçlerine oranla daha etkin olabileceklerini iddia etmiştir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nin bir müttefiki, sahip olduğu jeopolitik konumu sayesinde ABD gibi büyük bir gücü bile normalde razı olamayacağı durumlara razı edebilmektedir.

Üçüncü olarak, ittifak-içi ilişkilerde ittifakın maliyetlerinin paylaşılması meselesi gündeme gelmiştir. Özellikle NATO gibi geniş katılımlı ittifaklarda maliyet paylaşımı üzerine odaklanan bu çalışmalarda istismar (free-riding) konusu işlenmektedir. Buna göre, her ne kadar ittifaklar ortak bir çıkara dayansa da katılımcı devletler kendi çıkarlarını ön plana çıkararak ittifakın maliyetini diğerlerine yüklemek isterler. Fakat bu ve türevi liberal çalışmaların ittifaklardan ziyade uluslararası örgütleri ele aldığı akılda tutmak gerekir.

Hasan B. Yalçın, İstanbul Ticaret Üniversitesi