Vizyon Sahibi Olmak

Vizyon sahibi olmak, gelip geçici olduğumuz şu dünyada en güzel sahipliklerden bir tanesi. Vizyon, gelecekte ne yapacaksınız sorusunun cevabı. Misyonun planlanmış ve asla erişilemeyecek olsa da hedefli bir versiyonu. Bu olacağım, bunun için yaşayacağım, bunu gerçekleştirmeden ölmeyeceğim gibi çoğu zaman aslında başkalarından sıkça duyduğumuz sözlerden oluşan sürekli eylemde olma hali.

Sizlere tam bu noktada Oktay Sinanoğlu’nun bir kitabından alıntı ile baş başa bırakmak istiyorum. Buyrun;

…çünkü insan birtakım ülküleri ve hedefleri olduğu müddetçe, kendisinin dışında gerçekten mutlu olabilir. Kişinin sadece teneke bir araba almak gibi basit hedefleri olursa ve bunu gerçekleştirirse sonra ne olacak? Bu sefer daha büyüğünü istersin; bakarsın ömrün geçer ot gibi. Tenekeli ot. Yani insanlar kendilerinin dışında büyük birtakım davalar, büyük birtakım inançlar, ülküler peşinde koştukları zaman mutlu oluyorlar…

Hayatlarımızı uğruna feda edebileceğimiz bir idealin peşinde koşmamız, o idealin peşinde belki koca bir ömrü tüketmeniz gerekir. Vizyon sahibi olmak belki de bunu gerekli kılıyor.

Ev, araba, güzel bir iş elbette ki bunlar insanın hayatında muhakkak olması gereken planlar. Planlardan farklı olarak insanların yaşamlarını değerli ve anlamlı kılacak birkaç detay gerekir. Zihnin hep bir köşesinde yer alan, her gün kendisine yaklaşılan bir şey. Gerçekleşmesi ömrünüz süresince mümkün olan ya da olmayan, size varlığıyla değer katan bir hedef, ülkü.

Çoğu enstrümanları çalabilmek, dünyada yaygın olarak konuşulan çoğu dili bilmek gibi uğruna çaba gerektiren bir ülkü de olabilir bu ya da hep doğruyu söyleyen hakikatten saklanmayan bir kişi olmak gibi “azim” ve “sabır” gerektiren ve esasen erdemlilik olan ütopik ülküler de.

Hayatınızın her noktasına temas edecek, tüm gözeneklerinize nüfuz edebilecek bir ülkü peşinde koşmak, bitmeyen, asla tükenmeyen bir ideal: Bitince, ulaşınca daha büyüğünü başlatacağınız.

Vizyon sahibi olmak biraz da kişinin doğasında olan bir şey. Kimileri buna karşı çıkar. Carpe Diem der, anı yaşa gerisi için kafanı yorma der ama bana kalırsa hayatın o şekilde hiçbir yaşanılabilir tarafı yok. Her zevkin sonu, her maddi olanın geçici olduğu bu dünyada kendimize soyut, ütopik ve gerçekleşmesi ucuz hayallere göre oldukça sor olan idealler benimsemeliyiz.

Hayatımımız bu sayede boşa sarmayan, bozulmayan ve bizi bunalıma sokmayan bir zaman dilimi haline gelir. Bu mesela bir memur için de böyle. Sadece 15 günlük yıllık iznin hayalini kurmamakla ilgili bir şey ayrıca.

Akademisyenlerin çoğunda bu vardır örneğin. Yaşını almış olduğu halde öğretmeye devam ederler. Evinde oturmak onlar için zulümdür. Ev onlar için bir hapishanedir kısaca. Çünkü hayat devam ettiği müddetçe birilerine bir şeyler öğretmek vizyonları olmuştur.

Bir gün sınıfın ukala bir öğrencisi yaşını almış hocamıza “Hocam, yeterince paranız var, Cihangir’de de eviniz. Neden hala buradasınız” demişti ve hocamız istifini hiç bozmadan “Şimdi sokağa çıksam kaç adamı toplayıp bir şeyler anlatabilirim? Sizin gibi bir kalabalığa ne söylesem beni 3 saat dinlerler? Bulmuşum işte anlatıyorum” diyerekten “soruya soruyla cevap vermiş” ve beni kendisine iyice tav etmişti. Vizyon sahibi olmak, işte böyle bir şey arkadaşlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir