Aforizmalar ve İnsan Ne İçin Yaşar

Telefonunuzu geceden şarja bırakmışsınız da sabah bir nedenden ötürü şarj olmamış gibi bir hayat, tahminlerinizin ve ön yargılarınızın asılsız çıktığı ve bazen başlı başına bir hata diye düşündüğünüz, yeri geldiğinde  bitmeyen bir gece, yeri geldiğinde çabuk geçtiğine küfredilen hatalı-hatasız; ahlaklı ya da çirkin en nihayetinde uzun bir serüven. Sıklıkla hayatından medet ummayan pejmürde, münzevi ve müşteki insanların haklı isyanıdır, istenilen şeylerin, istenilen zamanda ve istenilen kişilerle olmaması. Örneğin bir hayat düşlüyorsunuz; mavi pencereli, dört çocuklu, Ege’de bir yaz akşamı var hayallerinizde, yıllar geçiyor tabi bu arada köreliyorsunuz, hayat biraz daha yıkıcı oluyor. En sevdiğiniz insanları ya kaybediyor ya da hayat onu sizden alıyor. Velhasıl düşlenilen bir hayalin arefesine geliyorsunuz. Hani Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir de siz pek o söze itibar etmek istemezsiniz. Bir mucize beklersiniz ister istemez. Ama ne olduğu vardır ne de olacağı. Gün geçtikçe içinizde sizi hayatta tutan tüm hayallerin surlarını ağır toplarla dövdüklerini, yıkılmaz diye inşa ettiğiniz kalelerin burçlarından düşmanların girdiğini görürsünüz. Kaçmak istersiniz ama sizi kıskıvrak yakalarlar. Yıllarca hayalini kurduğunuz tabloların yağmalandığı anlardır. Yıkılıp bir köşede ağlamak istersiniz ama henüz hayatın sorgusu bitmemiştir.

İstenilen hiçbir şeyin ne zamanında olmuşluğu, ne istenilen kişilerle olmuşluğu vardır. Aslında var olan tek şey sizin hayatta kalmanızdır. Hayatta kalmışsınzıdır da umut, sevinç ya da heyecan hiçbirinden eser kalmamıştır. Daha sonra insan ne için yaşar dersiniz. Bir hedef olmalı, bir uğraş ya da ideal birliktelikler. Hayatların kırılma, yıkılma, kahrolma, bin pişman olma noktalarıdır bunlar: Mutsuz evlilikler, itiraf edilememişlikler, söylenmemişlikler ve saklanmışlıklar.

Çok zaman kaybetmişsinizdir, çok zaman ve biraz da ümit. Cemil Meriç buna ”yaşamak” derdi. Yaşamak galiba bu. Daha sonra, bari en azından derdinizi anlatacağınız birilerini bulmak ve onlara sıkı sıkı sarılmak istersiniz. Öyle ya ”anlatmak isterdin derdini, bir bardağa bile olsa.” Didem Madak olsa öyle derdi: Ah derdi ”Ahh benim nergiz kokulu cehaletim, bana bunca sözü boşa söylettin.

Sonra, hayatınızın artık uzatma dakikalarını oynadığınız bölüme geçersiniz. İlk maçında farklı yenilen takımın formaliteden sahaya çıkıp ”maç bitse de gitsek” bakışları altında gözünüz bir hakeme bir de skor tablosuna bakar. Tabelada kaybedilen taraf sizsiniz. Bir sonraki tur, kazananlarla oynanacak. Buraya kadar bize eşlik ettiğiniz için teşekkür ederiz.