Bir Kaç Kelam

İnsanların arasında fazlalaştığımı hissediyorum son zamanlarda, kendime koca bir yük olmuş gibiyim. Hayatın tüm kalabalığı kaçmış içime, bir hayli susmuş umutlarım. Heybem acının ağırlığıyla canımı yakmaya başladı mı, zamanın gücüne inat yazmanın gücüne sığınırım. Bir nebze ağrı kesici benim nezdimde. Bu sefer sizlerle dünya aleminden sıyrılıp kendimize yolculuk yapalım.

Şu hayatta neler oluyor nelerle karşılaşıyor ve alışılmaz dediğimiz ne çok şeye alışıyoruz. Asıl meselelerimizi unutup sağır, dilsiz olarak yolculuğumuza devam ediyoruz. Şu gönül kırgınlığı ellerimizi ayaklarımızı bağlıyor değil mi ve bazı yaşadıklarımız peşimizi bırakmıyor. Yolculuğumuz boyunca aklımızın bir köşesinde bizimle gelip gidiyor. İşte o yaşadıklarımızın bizler için ne büyük nimet olduğunun farkında olmuyoruz. Tecrübelerin, deneyimlerin bizlere bambaşka kapılar açtığını göremiyoruz genel olarak. Onlara yük gözüyle bakıp takılıp kalıyoruz, oysa bize düşen onlarla yürümeyi bilmek. Bizlere öğrettiklerini heybemizde koymak. Bizler şunu fark edemiyoruz, hayatta bize ağır gelen biziz aslında, kendimizi şartlayıp saplanan bizleriz. Ne kişilerin, ne nesnelerin, ne mevsimin, ne de duygularımızın suçu. Yaşadıklarımız hep kendi tercihimiz değil mi, istemesek o acıyı yaşamayız değil mi? Siz izin verdiğiniz müddetçe ağırlık olur yaşadıklarınız. Oysa ki yaşamınızla harmanlayıp geleceğinize şekil verebilirsiniz. Yaşadıklarınız bir travma etkisi oluşturabilir, elbette ama bununla nefes almayı öğrenmeli ve belki de onun sizleri başarıya yeni ufuklara açılmanıza sebebiyet verdiğini bilmelisiniz. Pencereyi açıp; “nefes alıyorum şu tümsek bana ne kadar engel olabilir ki sevdiklerim yanımdaysa” demeyi bilmeliyiz.

Her zaman inanmışımdır bir sakinlik, sükunet zamanına ihtiyacımızın olduğuna. Bunu kimi zaman odamdan çıkmayarak, kimi zaman bir parka giderek, kimi zaman bir banka oturarak gerçekleştiriyorum. Bazen kalabalığa bakıyor sorguluyorum, bazen de kulaklığımı takıp olduğum yerden daha uzağa gidiyorum. Bu süreçte gökyüzü size o kadar şey anlatıyor ki, tabii ki görebilene.

Eminim yazıyı okurken yeter şu edebiyat midemi bulandırıyor, diyenler olacaktır. Bizler indirgediğimiz hadiselerin içinde hapsolmuşuz ve aslında indirdiğimiz değerlerden sonra benliğimizi kaybetmişiz. Siz siz olun şu hayatta nefes aldığınız müddetçe her şeyin ellerinizin arasında olduğunu ve en büyük haksızlığı kendinize yaptığınızı, kendinize de zaman ayırmanız gerektiğini unutmayın. Bazı tecrübeleri birileriyle atlatacağınızı sanarken ümit bağladıklarınızın da sizi bırakabilme ihtimalinin olduğunu unutmayarak adımlarınızı atın. Göçüp gideceğimiz şu diyardan gönül kırmadan gitmek önceliğiniz olsun. Mevkilerinizin, zenginliğinizin, hırslarınızın, gururunuzun ve inatlarınızın burada kalacağını unutmayın. Bunların kölesi olmaktan kurtulmaya çalışın ve tebessüm etmenin zor olmadığını keşfedin. Mutlu olmak için büyük sebepler aramayın nefes almanız bile yeterli..

İyi insanlara denk gelesiniz.👋🏼

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir