Dehşet Dengesi Nedir?

Dehşet dengesi. Diğer bir ismiyle Terör Dengesi. Kavramdan ilk bahseden kişi Kanadalı devlet adamı Lester Pearson’dır. Pearson, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 10. Yılında yaptığı konuşmasında ‘’Güç dengesinin yerini dehşet dengesi aldı.’’ demiş ve böylece ‘’dehşet dengesi’’ uluslararası ilişkilerde bir literatür olarak yerini almıştır. Dehşet dengesi kavramı, Pearson’un konuşmasını yaptığı sene olan 1959’daki mevcut dünya düzeninden kesitler sunmaktadır. Zira o dönemde dünyanın iki süper gücü olan ABD ve SSCB’nin olası bir çatışma senaryosunda nükleer silahların da devreye gireceği tahribat ve etki gücü yüksek bir savaşı ve bu savaş sırasında meydana gelebilecek denge durumunu izah etmede kullanılmıştır. Dehşet Dengesi tam olarak Soğuk Savaş demekti. İki süper gücün birbirlerini frenleyecek olan şeyleri kendi ellerinde barındırdığı güçte gören dehşet dengesi, bu gücün tanımını yaparken nükleer ve kitlesel imha silahlarının da varlığına değinmiştir.

Özellikle Sovyetler Birliği’nin 1949 yılında atom bombası yapmasından sonra iki taraf da birbirlerine üstünlük sağlamak amacıyla silahlanma yarışına girmişlerdi. Bu tehlikeli yarış, aynı zamanda dehşetin derecesini artıran bir unsur olmuştu.

Dehşet Dengesi, Soğuk Savaş’a damgasını vuran en önemli teorilerden biriydi. İki süper gücün, olası bir savaşta dünyayı dümdüz edecek teknolojiye ulaşmaları, tarafları sakin olmaya, tedbirli davranmaya, fevri hareket etmemeye zorluyordu. Kelimenin tam anlamıyla karşılığıydı: Dehşet.

Öte yandan Dehşet Dengesi sadece nükleer silahların üretilmesiyle kalmıyor siyasal anlamda dengeye bir yeni unsur daha ekliyordu. Bunlardan en önemlisi NATO’nun kurulmasından hemen sonra Sovyetler tarafından Varşova Paktı’nın kurulmasıydı.

İki süper güç, elinde bulundurdukları nükleer güçlerle yetinmeyip siyasi anlamda birbirlerine üstünlük kurmaya çabalıyorlardı. Üstünlük kurma çabaları yumuşama döneminde azalır gibi olsa da yine devam etmiş, Sovyetler tamamen dağılana kadar sürmüştür.