Edebiyat İhtiyaç Mıdır? Edebiyat Nasıl Doğmuştur?

Allah’ın göndereceği on pulu bekleye dursun on kul; bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Dünyadaki adaletin, düzenin ve taksimatın en net tarifi. Dünya tam olarak böyle bir yer. Örneğin dünyadaki tüm insanların toplam zenginliği, dünya nüfusundaki %20’lik bir orana denk. Gelir, adalet ve düzen hak edenin değil; bir şekilde doğal olarak hak etmiş olanındı. Tüm çirkin hesaplar, kirli oyunlar ve de zevkler aslında dünyada adaletin, düzenin ve hakkın olmadığından kaynaklanıyordu. Tüm bu çirkinlikler insanları bir şeye sığınmaya zorluyordu: İyi edebiyat gibi, edebiyatın kalelerine sığınmak gibi. Edebiyat bir ihtiyaçtı çokları için.

Ve dünyamız neresinden bakarsak bakalım adaletsiz bir yer olacaktı. Gücü ve iktidarı ve hatta parayı elinde bulunduran insanlar bir şekilde bunları kullanacaktı; bu güç onların gayri ahlaki bir gücüydü. Buna sindirme, korkutma, kullanma gibi şeyler de dahildi.

İnsanların hepsi, tamamı eşit şartlar altında doğmazlar, yetişmezler ve ölmezlerdi. Gücü ve itibarı olanların cenaze merasimleri ile güçsüz ve itibarsız birinin cenaze merasimi birbiri ile aynı mı? Elbette çok büyük farklar var. Her şeyin güç ve para olmadığı hikayelerini sanırım başka dünyadan ve başka evrenlerden gelen birtakım canlılar uydurmuştu. Masalcılığı ve hatta Pollyannacılığı dahi bu canlılar ya da failini bilemediklerimiz inşa etmişti zihnilerimize. Çünkü inanmak istiyorduk. Böyle olmaz ve böyle yaşanmazdı. Sarılacak, umut besleyecek ya da karamsar dünyadan en azından biraz uzaklaşabileceğimiz şeyler lazımdı. Ve insan edebiyat denilen olguyu icat etti; masalları, öyküleri, menkıbeleri ya da efsaneleri. Hayır, başka gezegenden ve evrenden geldikleri de yalandı; bizzat biz icat etmiştik onları.

İnsan, dünyayı daha çekilebilir; zamanın ya da türlü olguların yükünü daha iyi omuzlamak için edebiyata başvurdu. Kağıtlara istediklerini yazdılar; ideal birliktelikleri, devlet mekanizmalarını ya da bir düzeni inşa ettiler kendilerince. Bazen de tamamen kurgusal öğeler sundular; yaşanmayacak; yaşanamayacak olan şeyleri yazdılar. Ve böylece insan edebiyatı her geçen gün daha çok sevdi. Ona sıkı sıkı sarıldı. Başı sıkıştığında bir kitap açıp sayfalarını karıştırdı.

Velhasıl edebiyatı keşfeden insan yine de adaletsizliği, düzensizliği ve hakkı çözemedi, onlara bir çare bulamadı. Ama her şeye rağmen, yüzyıllar boyunca edebiyatla yaşadı, besledi, kendi gerçekliği gibi büyüttü, büyüttü ve onsuz yaşayamaz oldu.

İyi ki edebiyat var; iyi ki güzel sözler, iyi düşünürler ve iyi masallar vardı.