Hiçbir Şeyi Beğenmeme Hastalığı

Son zamanlarda ortaya çıkmamış, son zamanlarda popüler olmamış ve yine son zamanlarda herkesin ağzında sakız olamamış bir hastalıktan bahsetmek istiyorum: Hiçbir şeyi beğenmeme hastalığı. Hem de hiçbir şeyi.

İnsanlığın var oluşundan beri olan bir hastalık. Bir şeyi tam anlamıyla sevememe; çabuk sıkılma ve hep eksik görme. Bardağın boş tarafıyla bir ömür sürmek de denilebilir buna.

Sebepleri nelerdi? Bazı insanlar neden hiçbir şeyi sevemezlerdi? Bir takım nedenleri vardı bunun;

Mükemmel hiçbir şeyin olamayacağına dair inançlar
Geçmiş yaşantılar
Kişilik

Mükemmel hiçbir şeyin olamayacağına dair inançlar;

Bir şeyi tam olarak sevememenin en rasyonel ifadesidir. Mükemmeliyetçi olan insanların kendileriyle çeliştiği bir nokta. Her şeyin mükemmel olmasını istemek ama aynı zamanda mükemmel hiçbir şeyin olamayacağına inanmaktır. Bir nesne, bir icat ya da bir başarı tam anlamıyla mükemmel bir yapıda olamazdı; muhakkak bir eksikliği bulunurdu. Başarıda da, yeryüzündeki tüm icatlarda da bu böyleydi bu inancı taşıyanlara göre. Tatmin duygusu o kadar erişilemez bir boyuta ulaşır ki artık o kişiyi heyecanlandıracak, mutlu edecek hiçbir nesne, başarı, buluş ya da kişi yoktur.

Geçmiş yaşantı;

Kişinin bu inanca sahip olmasında geçmiş yaşantının payı büyüktür. Geçmişte edinen tecrübe ve birtakım olay ya da duruma karşı geliştirilen refleksler, insana aslında bu dünyada şaşırılacak ya da alkışlanacak, kayda değer bir başarının, gelişmenin ya da durumun olmadığını hissettirmeden aşılar. Geçmişte yaşanılan kötü olaylar ya da kişilerin de bu durumda etkisi büyüktür. Sevmek ya da bir şeye umut beslemek sonunda sizi yanıltacaktır. Görülen ve duyulan her şey size şaşırılacak bir durumun olmadığını, dünyanın ya da o anın olağan gittiğini doğrulayan argümanlar sunar.

Kişilik;

Kişi mizacı gereği, her yapılanın ya da kimilerine göre üst düzey, ekstrem bir başarının, mucizevi şekilde yapılmadığı taktirde olağan olduğunu savunan bir düşüncenin kabuğuna çekilir. Şaşırtmak ve alkışlatmak için ilahi bir gücün müdehalesi gerekir. Bu inançta olan insanların karşılarına çıkan hiçbir şeyden etkilenmesi beklenemez. Örneğin mükemmel bir sanatçıdır fakat sesini beğenmez; harika bir yazardır, karakterlerini beğenmez; müthiş bir yönetmendir, karakterlerini beğenmez ya da tüm dünyanın kabul ettiği bir futbolcudur ama o orta açma yeteneğini eleştirir.
Hiçbir şeyi beğenmeyen insanların daima eleştirecek bir konuları vardır. Üstelik bu tip insanların hayat felsefesini anlamak da epey güçtür. Şöyle de bir türü vardır: Standart ya da sıradan insanların söylediği ve yaptıklarından, söylediklerinden farklı şeyler yapmayı, söylemeyi kendilerinin normal bir davranışı olduklarını savunurlar. Anlaşmak, aynı şekilde dünyaya bakmak güçtür, huysuzdurlar. Kendilerine bir şeyi beğendirmek için çaba göstermeyin zira onlar da yaptığı, giydiği, tuttuğu şeyleri sevmezler. Ancak rahatsızlık vermeyecek derecede kendilerine uygun bir şeyleri seçerler sadece. Ve siz onlara sorduğunuzda en iyi yaşamın kendilerinin yaşamı olduğunu iddia ederler. Kim bilir, doğrudur ama doğruluğunu ispat etmek için önce, onların dünyasına inmek gerekir.