Gözyaşı Üzerine

Sırf başkaları var diye sırf başkaları görür diye göz yaşlarınızı tuttuğunuz anlar olur hayatta. Kalabalıktan, arkadaşlarınızdan veya bir başkasından çekinir, ağlayamazsınız. Issız bir parka çekilip ağlamayı, bir odada kafanızı iki dizinizin arasına koyup göz yaşı dökmeyi istersiniz. Göz yaşı dökmek ve biraz rahatlamak, sakinleşmek. Göz yaşının dökülme sebebi belki de en çok bundan dolayı: Biraz sakinleşmek.

Herkesin acısı sevgisi kadar derlerdi. Sevginizin büyüklüğü acınızın büyüklüğü kadar.

Ayrılık, özlem ölüm ve mecburiyetler. Sizi bir başkasından koparırlar. Ve siz o kopanların ardından göz yaşı dökersiniz. Ağlamak ne garip şey. Bu dünya, ölecek olanların ölenlere ağlamasından ibaret demişlerdi. Dünyanın özeti buydu. Birileri ölür, birileri ayrılır ve kalan arkadan göz yaşı dökerdi.

İki sevgiliden biri öldüğünde gerçekte ölen hayatta kalandı demişlerdi. Gerçekte kalan için sadece göz yaşı vardı. Göz yaşı, uzaklarda asla gelmeyecek birini kapı önlerinde beklemek gibi.

Herkes ağlamazdı nasıl olsa. Hz. Yakup göz yaşı dökmekten kör olmuştu biricik oğlu Yusuf’u beklerken. Galiba dünyada bu bir ilkti ve o da bir peygambere verilmişti. Başka kim gözyaşı dökerek gideni geri getirebiliyor ki?

Gözyaşı kimi zaman sevinçli bir haberin arta kalanları olabiliyordu ama gözyaşını o konulara layık görmüyorum açıkçası.

Gel seninle bir daha ağlayalım; yaşanmışlıklara, yaşanmamışlıklara ve bir daha yaşanmayacaklara demişlerdi. Ağlamak beraber olunca yükü biraz daha hafifleşiyor açıkçası. Birisiyle bir şeye ağladığınızda en azından birbirinizden nefret edemezsiniz. Aynı şeyler için ağlayan kimseler birbirlerinden nefret edebilirler mi?

Ağlamayın ağlamayın; acınız azalır demişlerdi. Acı azalmıyor, hiçbir şeyin sonu gelmek, bitmek bilmiyor.
Hiçbir şeyin sonu yok; mutluluğun, özlemin, sevincin ve hüznün. En mutsuz olandan daha mutsuzu; en hüzünlü olandan daha mahzunu var. Hiçbir şeyin dibi yok. İnsan ağlayınca kendini dipte hissediyor ama hiçbir şeyin dibinde olan siz değilsiniz. Dibin dibi var.