Tarım Devrimi ve İnsanlığın Gelişim Süreci

Bazılarına göre insanlık tarihinin en büyük devrimi. Homo Sapiens’in yaşama biçimini, ademoğlunun gidişatını kökünden değiştiren olay.

Tarım Devriminden önce ekosistemde ‘ortalama’ bir canlı olan insanoğlu, topluluk halinde, bir mağaraya doluştuğu insanlarla günlük avlarını yapan, toplayabildikleri bitkileri toplayan ve ‘günü kurtaran’ bir memeliden ibaretti.

Şimdiki insanoğlundan çok daha sağlıklıydılar çünkü doğal besleniyorlardı. Buldukları,avladıkları neyse onları yiyorlar ve içiyorlardı. Doğal seçilim (seleksiyon) gereği zayıf bünyelere sahip insanlar üreyemeden ekosistemden eleniyorlardı.Böylece ‘sağlam’ bir tür ortaya çıkmıştı. İyi koşan, iyi gören, çevik, atletik.

Ayrıca kollektif hareket etmenin de bilincindeydiler çünkü bireysellik önce açlığı daha sonra ölümü getirecekti. Hiyerarşi yoktu çünkü herkes nerdeyse eşitti. Ne toplarlarsa, ne avlarlarsa beraber yapıyorlar ve birlikte yiyorlardı.

Besin zincirinde ne yırtıcı, vahşi hayvanlar kadar üstte ne de bitki, böcek ve ayrıştırıcılar kadar altta, ikisinin arasında bir canlı olan insanoğlu daha sonra besin zincirinde öyle bir sıçrama yaptı ki piramidin en tepesine, zirvesine çıktı. En nihayetinde kendi besin zincirini oluşturdu.

Bitki ve hayvanları evcilleştirdi. Doğayı kontrol etmeye başladı. Şu anki Mısır, Irak, Basra Körfez’i üçgeni arasında kalan bölgede bolca bulunan buğday, arpa, çavdar ve yulaf ekip bunların tarımını yapmaya başladı. Daha sonra hayvanları evcilleştiren insanoğlu onların etinden, sütünden ve yününden yararlandı. Hatta evcilleştirdiği hayvanların işgücünden de yararlandı.

Binlerce yıl yaşamlarını sürdürdüğü mağaralarından çıkan insanoğlu köyleri, şehirleri kurdu. Yerleşik hayata geçiş ile birlikte insanoğlunun literatürüne o zamana kadar duymamış olduğu yeni kavramlar girmiş oldu.

Noah Hareri’nin dediği gibi “İnsanlar buğdayı değil,buğday insanları evcilleştirdi. İnsanları evlere, köylere hapsetti.

Yerleşik hayata geçiş mülkiyet kavramını da beraberinde getirmiş.İnsanoğlu’nun sonsuz açgözlülüğü savaşlara, yıkımlara, kaoslara neden olmuştur.

Mülkiyet kavramının doğuşunu takip eden süreçte devletlerin ortaya çıkması çok üzün sürmemiş, mağaralarından henüz yeni çıkan insanoğlu ‘korunmak’ için yeni bir varlığı aramaya başladı ve doğal haklarından vazgeçerek devletleri kurdu.

Tarım Devrimiyle birlikte nazaran tehlikeli ama kısıtlanmamış hayatını, daha az tehlikeli ama kısıtlanmış bir hayata tercih eden ademoğlunun tükenen bitkilerin yerine farklı türden bitkileri aramasına,avlanmasına gerek kalmamıştı.Düşünüş biçimi, ahlak anlayışı, tabuları, yaşama amacı tamamen değişen insanoğlunun yeni değerleri mağaradaki dönemlerinden çok farklılık gösteriyordu.

Doğal haklarından vazgeçerek devletleri kuran insanoğlunun haklarını savunmak ve belirlemek sorumluluğu da devlete düşmüş ve devlet hukuku doğurmuştur. Hukuk teriminin doğuşu da yerleşik hayata geçiş ile hemen hemen aynı yüzyıllar arasında olmuştur.

İnsanoğlu Tarım Devriminden sonra her geçen yıl ve gün üstüne koyarak gitti ve de ilerledi. Ta ki Sanayi Devrimi’ ne kadar. İnsanoğlunun bu ilerleyişi Sanayi Devrimi’nden sonra daha da hızlandı ve tahmin edilemez noktalara ulaştı.

Dağ, bayır yalın ayak bitki toplayan, sopaların ucuna taş bağlayıp avlanan insanoğlu zamanla yerini aya ayak basan insanoğluna bıraktı.
Tarım devrimi hakikaten insanlık adına iyi bir gelişme sayılabilir miydi ?

Tarım devrimi yapılmamış olsaydı insanlık acaba şu an hangi noktada olurdu ?

Daha çok güvenli mi olurduk yoksa daha az özgür mü ?

Bu kadar getirilerini saydığımız Tarım Devrimi sınıf ayrımına ve köleciliğe sebebiyet verdiği için gereksiz karşılanabilir miydi ?

Bazı devrimler tabiatı gereği iyi ya da kötü müdür ?

Avcı-toplayıcı toplum sonsuza kadar sürse, modern toplumdan daha mı özgürlükçü ve güvenli olurdu ?
Asıl cevaplanması gereken sorular bu sorular.Gerçek tarih, sosyoloji, felsefe cevaplanması gereken bu soruları n içinde saklı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: