II. Abdülhamit’i Sevenler ve II. Abdülhamit’ten Nefret Edenler

Türk tarihinde, Türk hükümdar ve yöneticileri arasında en çok tartışılan isim hiç kuşkusuz II. Abdülhamit’tir. Kendisini sevenler ve kendisinden nefret edenler olmak üzere iki ayrı zıt kutbun olduğu ülkemizde olayları biraz daha objektif yorumlamanın gerçekleri daha net olarak ortaya çıkaracağına inanıyorum. Abdülhamit ne sol kesimin gösterdiği kadar cani ve kana susamış bir hükümdardı ne de her oyunun üstesinden gelebilecek kadar zeki biriydi.

Abdülhamit’in politikalarını anlamak için dönemin iç ve dış siyasetine ve gereklerine bakmak gerekir. Abdülhamit Han tahta çıktığı zaman tarih 1876’ydı. Yani 1877-78 Osmanlı Rus Harbi’nin başlamasından sadece 2 sene önce. Kardeşi IV. Murat’ın şaibeli işlere karışması ve en nihayetinde akli dengesi yerinde olmayan birisi olması nedeniyle tahta meşrutiyeti ilan etmek şartıyla geçti. Tahta geçer geçmez ilk icraatı meclisi süresiz olarak fesheden Abdülhamit, yeni bir dönemin de kapılarını açıyordu: İstibdat Dönemi.

Bu dönem kimileri için karanlık bir dönem. Tıpkı İspanya İç Savaşı’nda faşist yönetim altında iki sene yönetilen sol gruplar ve ayrılıkçıların “iki kara yıl” dediği gibi bu dönem de kimileri için kabus dolu yıllar olmuştur. Ancak bu dönem sadece iki yıl değil tam tamına 33 yıldı.

Abdülhamit’in en büyük hatası devrini iyi okuyamamak olmuştur. O, devletin yeniden ayakları üzerinde yükselenilmesinin reçetesini İslamcılık olarak belirlemiş ve bu yönde politikalar üretmiştir. Tıpkı klasik realizmin değişmez ilkesi olan “güçlü devlet güç artırımında bulunur; zayıf devlet güç dengesi yapar” ilkesi gibi Abdülhamit de güç dengesi yapmıştır.

Osmanlı Devleti’ne söz konusu dönemde kendisine rakip olan devletler İngiltere, Fransa ve Rusya’ydı. Hatta yeni yeni siyasi birliğini sağlayan İtalyanlar bile Osmanlı Devleti için bir risk taşıyordu.

Abdülhamit, tüm bunlarının farkında hatta devletin gücünün çok farkındaydı. Olur da ülke içinde bir karışıklık çıkarsa bu ülkeyi kimse düştüğü bataklıktan çıkartamazdı. Bu yüzden temkinli olmak, özellikle bir devlet adamı için son derece önemliydi. Bunu yerine getirmek için, evet birtakım şeyler yapmanız gerekir. Örneğin kendinize muhalif olanları susturmak gibi.

Abdülhamit de bu çerçevede İstibdat rejimini ülkenin en tepesinden aşağısına uyguladı. Öyle ki ülke içinde muhbirler cirit atıyor, kendisine yönelik en ufak eleştiri ve kalkışmaları önceden Abdülhamit’e bildiriyorlardı. Şurası bir gerçek ki böylesine baskıcı bir rejim altında dönemin fikir akımlarından etkilenmemek hiç de kolay değildi. Öyle de oldu. Osmanlı gençleri, özgürlük ve demokrasi arayışına ilk başta Abdülhamit’i indirmenin yollarını aramakla başladı. Bu da sonu önceden belli olan bir yolun kapısını ardına kadar araladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir