İmkansıza Ulaşma İsteği

İmkansız. Arapça ‘kane-olmak’ fiilinden türemiştir. Ondan mümkün türemiş, imkan türemiş ve nihayetinde mümkün olmayan-imkansız türemiştir. İmkansız, çoğu zaman duyduğumuzda nefret etsek de özünde iyi bir kelimedir. İmkansıza ulaşmak da bana nedense hep Erol Evgin’in ‘Ben İmkansız Aşklar İçin Yaratılmışım’ şarkısını hatırlatmıştır. Hoş bir şarkı, Erol Evgin’in zarifliğiyle daha güzel oluyor. Bu vesileyle de konuya yatay bir geçiş yapalım. İmkansız ulaşmak her zaman insanın düşlediği bir şeydir. Ne kadar ulaşılamaz olsalar da insan, ulaşılabilir olanlardan daha çok sever ulaşılmaz olanları. Çünkü ulaşılmaz oldukları için ne tür bir şey oldukları asla bilinmeyecekti ve insan ulaşamadığı bir şeyi her zaman güzel bulacaktı kendince.

İmkansız her zaman daha sempatik gelir insana örneğin itiraf edilememişlikler. İmkansızdır itiraf etmeniz. Kendi içinizde milyon tane itiraf üretirsiniz. Ama söyleyemezsiniz işte. İçinizde kalır sadece ve seversiniz o hali. Ya da imkansız aşklar da aynı akıbetin kurbanıdır. İmkansız aşka tutulmak, imkanlı bir aşka göre daha kutsaldır.

Ama insan istiyordu ulaşılmaz olanı ve haliyle merak ediyordu imkansızı. Kendince sorguluyordu imkansızı, nedenlerini bulamıyordu ama her defasında, bitmek tükenmek bilmeyen bir hevesle imkansıza ulaşmayı istiyordu. Bir şeye ulaşmak için gösterilen çabanın hazzı, o şeye ulaşılınca alınan hazdan kat kat daha güzeldir.

Ulaşmak her zaman istenilen bir şey de değildir hem. İnsan imkansıza giden yolda olmayı sever bazen. İmkansız eğer mümkün oluyorsa yeni bir imkansız yaratır kendine. İnsanın her devrinde bir imkansızı olur. Zaman her defasında yeni bir imkansız üretir size. Ve siz işi zamana bırakmadan her çağınızda yeni bir ‘imkansız’ türetin. İmkansız iyidir.