Jeopolitik Nedir?

Bütün kavramların olduğu gibi jeopolitiğin de bir tarihi vardır. Tarihsel dönüşümü, bilimsel müphemliği ve kavramsal olarak kötüye kullanımları düşünüldüğünde birçokları, jeopolitiği coğrafya familyasının asi çocuğu olarak görürler. İlk defa 1899 yılında İsveçli siyaset bilimci, Rudolf Kjellen tarafından genel olarak coğrafya ile siyaset arasındaki ilişkiyi anlamak için kullanılan bir devlet teorisi olsa da, 20. yüzyıl boyunca dünya siyasetinin yapısal değişimine ve siyasi trajedilerine paralel bir şekilde dönüşüme uğramıştır. Aslında jeopolitik kavramının tanımını yapmak oldukça zordur. En iyi şekilde kendi tarihsel ve söylemsel kullanım biçimleri bağlamında anlaşılabilir.

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Kjellen ve diğer emperyalist düşünürler jeopolitiği fiziksel çevre ile politika arasındaki ilişkiyle ilgilenen Batı emperyal bilgisinin (paradigma olarak da okunabilir) bir paçası olarak inşa etmişlerdi. Kavram, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise Almanya’da “Jeopolitik Dergisi’nin” kurucusu emekli General Karl Haushofer tarafından muhafazakar-milliyetçi düşüncenin teşvik edilmesi için kullanılmıştır. Daha sonra Nazi dış politikasının “hayat alanı” (Alman ulusu için daha fazla yaşam alanı arayışı) siyasetini meşrulaştıran bir kavram olarak İngilizceye aktarılmıştır. Hitler’in saldırgan ve yayılmacı politikalarıyla birlikte anılması ve totaliter rejimlerle kurduğu tartışmalı bağı nedeniyle jeopolitik, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uzun süre akademide önemli bir itibar kaybına uğramış, uzun bir fetret devrine girmiştir. Soğuk savaş yılları boyunca ise jeopolitik, klasik dönemdeki anlayıştan uzak bir kopuş sergilese de genellikle Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki küresel rekabetin ideolojik yüzünü örtmek için kullanılmıştır. Bu dönemde Amerikalı coğrafyacı Isaiah Bowman ve jeopolitikçi Nicholas Spykman, kavramı Alman geçmişinden koparmak için demokratik rejimlerin hizmetinde olan “demokratik jeopolitik” olarak tanıttılar.

İlginizi Çekebilir:  İnsan Haklarının Doğuşu ve Gelişimi

1970’lerde ABD Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger’ın süper güçler arasındaki güç dengesi oyununun yerine kullanmaya başlaması ise jeopolitiğin hem bir kavram hem de bir analiz biçimi olarak yeniden canlanmasına neden olmuştur.

Klasik jeopolitiğin eleştirisi üzerine inşa edilen eleştirel jeopolitik açısından ise jeopolitik kavramı çelişkilidir, hatta bu yaklaşımın kurucusu Tuathail’e göre kusurludur. Bazıları için jeopolitik, coğrafi bir determinizmin ham biçimini hissettiren, bazıları içinse uluslar arasındaki saldırganlığı ve küresel emperyal siyaseti meşrulaştıran sahte bir bilimdir. Özellikle Marksistler ve jeopolitiği eleştirel bir perspektiften ele alanlar için ise, devlet iktidarının genişletilmesinin ve gücünün yayılmasının meşrulaştırılması işine yarayan, coğrafyanın kendisine ve politikayla ilişkisine yönelik kendine özgü kodları olan bir ideolojik söylem ve siyasi analiz biçimidir.

İlginizi Çekebilir:  11 Eylül Sonrası ABD Politikası

Jeopolitiğin tarihsel ve kavramsal değişim seyrini, devlet olgusunu ve dünya siyasetinin coğrafi mekânsal olarak kurgulanma biçimlerini merkeze alarak üç farklı jeopolitik anlayışı bağlamında anlayabiliriz. Bu düzlemlerden ilki jeopolitiğin ortaya çıkış koşulları, tasviri ve kullanılması bakımından devleti aşkın bir varlık olarak ele alan ve devletin gücünü maksimize etmek için uğraşan jeopolitik düşünce biçimidir. B u dönemi zamanın coğrafya paradigmasına paralel geliştirilen organik devlet teorisi bağlamında ortaya çıkan klasik jeopolitik olarak tanımlamak mümkündür. İkincisi ise Soğuk Savaş boyunca özellikle ulusal güvenlik ve ulusal çıkar doktrinleri ekseninde yeniden şekillenen neo-klasik jeopolitik düşünce tarzının hakim olduğu ideolojik jeopolitiktir. B u dönemde jeopolitik kavramından kaçınmak için özellikle jeo-strateji kavramı daha çok tercih edilirken aynı zamanda ekonominin artan rolüyle birlikte jeo-ekonomi kavramı da jeopolitik çalışmalara dahil edilmiştir. Üçüncü düzlem ise 1980’lerde Uluslararası İlişkilerde yaşanan post-modern dönüşle birlikte ortaya çıkan ,hem bir yapı olarak devletin kendisini hem de jeopoltik söylemler ve mekânsal pratikler aracılığıyla kurulan hegemonyacı iktidar biçimlerini sorunsallaştıran eleştirel jeopolitiktir. Eleştirel jeopolitik özünde küresel siyaseti sebep-sonuç bakımından etkileyen bir olgu olarak coğrafyanın temsil edilme biçimlerini tenkit eden bir yaklaşımdır. Ancak eleştirel jeopolitik, bir jeopolitik türü değil, ana akım jeopolitik paradigmaya karşı meydan okuyan entelektüel ve akademik bir muhalif pozisyondur.

İlginizi Çekebilir:  Medeniyetler Çatışması Nedir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

e sigara