Türkiye Bir Ortadoğu Ülkesi mi?

Laik Cumhuriyet elitlerine ve seküler Türk aydınlarına bu soruyu sorduğumuzda cevap: Kesinlikle Hayırdır. Bu çevrelere göre Ortadoğu, kesinlikle uzak durulması gereken bir ‘’bataklık’’tır. Ancak tarihi gerçekler, sosyal yapımız, kültürel kodlarımız ve coğrafyamız incelendiğinde başka bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu Marmara Bölgesi’nde Söğüt ve Domaniç’te kuruldu ve sürekli olarak Balkanlara, Avrupa’ya doğru yayıldı. Kuruluşundan itibaren yaklaşık 200 yıl İmparatorluğun yüzü Batı’ya dönük oldu. İlk başkent Bursa’dan sonra taht merkezi Avrupa yakasında Edirne’ye talındı ve İstanbul’un fethine kadar da bu böyle kaldı.

İstanbul’un alınmasından 100 yıl önce 1353 yılında, Orhan Bey’in oğlu Süleyman’ın komutasındaki Osmanlılar Gelibolu-Bolayır üzerinden Rumeli’ye yerleşmeye başladılar.

Tarihçilerin önemli bir kısmına göre; Yunanistan’dan Romanya’ya, Macaristan’dan Hırvatistan’a, Ukrayna Stepleri’nden Viyana kapılarına kadar egemenlik kuran Osmanlı İmparatorluğu esasen bir ‘’Avrupa Devleti’’dir. Bu açıkça ortada olduğu söylenen madalyonun bir de öbür yüzü vardır.

Yavuz Sultan Selim’in 1514 Çaldıran Savaşı’ndan sonra 1516 Mericidabık Savaşı ile Suriye’yi, 1517 Ridaniye Savaşı sonrasında da tüm Mısır, Hicaz (Mekke-Medine), Arabistan, Kuzey Afrika (Libya, Tunus, Cezayir, Fas) ve Sudan’ı hakimiyetleri altına aldılar. Son Osmanlı valilerinin Şam ve Bağdat’ı terk etmek zorunda kaldıkları 1918’e kadar Ortadoğu’daki Osmanlı varlığı 401 yıl sürdü.

Bu dönem boyunca oluşan ve asla göz ardı edilemeyecek derecede önemli olan sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi iç içe geçmişliğin yanında bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin de Mersin ve Adana’dan başlayarak; İskenderun, Antakya, Antep, Urfa, Diyarbakır, Mardin ve Hakkari bölgeleri, kadim zamanlardan, Hz. Nuh ve Hz. İbrahim’den beri Ortadoğu’nun ayrılmaz/ayrılamaz parçalarıdır. Yukarı Mezopotamya’yı Ortadoğu’dan ayırmak, ayrı düşünmek mümkün değildir.

Bölgede Türkler, Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler; Sünniler, Aleviler ve Şiiler beraber yaşarlar. Çoğu zaman kısa bir sohbet içinde bile Arapça, Kürtçe, Süryanice, Türkçe birbirine karışır. Yemekler, müzikler, düğünler, nişanlar, taziyeler benzerdir. Filistin’den Urfa’ya; Şam’dan Antep’e; Beyrut’tan Antakya’ya; Kahire’den Mardin’e; Hicaz’dan Musul’a kadar neredeyse aynıdır.

Dicle ve Fırat Nehirlerinin etrafında yeşeren hayat, kadim zamanlardan bu yana aynı toprakları sulamakla kalmamış, aynı zamanda beraberinde ortak bir hayat tarzını da yeşertmiştir. Türkiye’nin Kafkaslarla olan ilişkileri de Ortadoğu derecesinde olması da benzer öğeler taşır.

Bu tarihi gerçekler göz önüne alındığında Türkiye hem Avrupa (Balkan) hem Kafkas hem de aynı zamanda bir Ortadoğu ülkesidir. Türkiye, Avrupa’nın doğusu; Ortadoğu’nun batısıdır. Türkiye’nin son yıllarda, bölgeye dönük yüzü, gittikçe artan bir tempoyla gelişmektedir.

Birçok araştırmacıya göre Lozan Anlaşması’nın açıklanmayan gizli hükümleri gereğince Ortadoğu ile ilişkilerini neredeyse kopma noktasına getiren Türkiye adeta bölgeyi ‘’yeniden’’ keşfetmektedir.

Sonuç olarak kim ne derse desin, en azından  coğrafyasının ve vatandaşlarının çok önemli bir bölümünün kökenleri ve aidiyetleri açısından Türkiye bir Ortadoğu ülkesidir.

Konuyla alakalı diğer yazılar;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir