Kişisel Prim (Performans Primi) Meselesi

Kişisel primin uygulandığı yerler, kapitalizmin en ağır şartlarda yaşandığı yerlerdir. Kişisel prim, diğer bir adla performans primi dünyayı ekonomik gözle okumanın en açık ifadesi konumundadır. Bazen anlaşılması güç olmayan kişisel prim konusu, özetle ne kadar çok satarsan o kadar çok kazanırsın felsefesi dahilindedir. İnsanları buna zorlayan sistem ise en baştaki halkadan en sondaki halkaya kadar meşru bir zincir halinde ilerler. Sistemin her parçası bir üstüne hesap vermeye zorlanır.

Genellikle örneklerine mağazalarda rastladığımız kişisel prim, havuz prim meselesi, en iyi kişileri birbirine kırdırma yöntemidir. Zira işin içine para konusu girince, kişilerin tek umurunda olan şey; daha çok kazanmak istemektir. Bu ise bir başkasını saf dışı bırakmaya, insanlığın ilk sistemi olan doğal seleksiyona sebep olmaktadır. Sistemde bu sayede daha güçlü olan hayatta kalacak ve en zayıf halka belirli sürelerde sistemin dışına atılacaktı.

Kişisel primin kapitalizmi yansıtan en önemli noktası, asla bir doyum noktasının olmamasıdır. Örneğin size veya kurumunuza verilen bir hedefi gerçekleştirmeniz istenir. Siz verilen hedefi gerçekleştirseniz hatta üstünü dahi gerçekleştirseniz de yine de bu rakamlar tatmin edici olmayacaktır. Sizden istenilen “doyumsuz” olmanız ve hep daha fazlasını gerçekleştirmenizdir. İşte bu durum, insanı fizyolojik olarak yormayıp zihinsel olarak harap etmektedir. Elinizden geleni yapsanız da hep daha fazlasını hedeflemeniz istendiğinde bu, o kurumda çalışan tüm çalışanları olumsuz etkileyecektir.

Kişisel prim meselesi, aslına bakıldığında tüm çalışanların muzdarip olduğu, tartışmalı bir konudur. İşin içine girdiğimizde veya işin içinde olanlar daha iyi bilecektir ki bu sistemin uygun bir çalışma ortamı havası oluşturmada büyük engel teşkil ettiği ortadadır. Rekabet, ilişkileri inanılmaz boyutlarda tahrip etmektedir.