Malikane Sistemi Nedir?

Malikane sistemi, mukataa topraklarına ait vergi gelirlerinin kişilere yaşam boyu kiralanmasına denmektedir. Söz konusu bu toprakları, üstün hizmet gösteren bazı devlet görevlilerinin, çocuklarına devredecek şekilde miras yoluyla bıraktıkları da olmuştur.

Osmanlı Devleti’nde özel mülkiyet anlayışının gelişmesne ön ayak olan malikane sistemi, tımar sisteminin zaman içerisinde bozulması ve devletin büyük bir ekonomik gelir kaynağını kaybetmesi sonucu ortaya çıkan bir uygulamadır. Bu sistemle devletin kasasına nakit para girişi sağlanması amaçlanmıştır.

Malikane sisteminde tek şart kişinin hayatta olmasıydı. Müstelzim yani toprağı ömrü sonuna kadar kiralayan kişi, hakkını bir başkasına devredebilirdi ancak miras yoluyla devredemezdi. Örneğin bir müstelzim, hakkını ihale yoluyla bir başkasına verebilirdi. Devlet, bu sistemde iki farklı gelir elde edebiliyordu: Muaccele ve müeccele. Muaccele, satış sırasında peşin ödenen miktar iken, müeccele ise her yıl ödenen taksitler idi.

Osmanlı Devleti’nin tıpkı esham sistemi gibi içinde bulunduğu güç durumdan kurtulmak için başvurduğu reçetelerden biri olan malikane sistemi, devletin kasasına nakit para girişini amaçlamış olsa da uzun vadede başarılı olamamıştır. Bunun en önemli nedeni ise sistemin suistimal edilmesi ve çeşitli usulsüzlükler ile sistemin sabote edilmesi gibi nedenlerdir.

Osmanlı Devleti’nde Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte özellikle Rumeli topraklarında şehir veya taşralarda ”ayan” ve ”eşraf” adı verilen itibarlı kişiler oluşmaya başladı. Ayanların temel vazifelerinden biri vergilerin belirlenmesi ve toplanmasına yardımcı olmaktı. Zaman içerisinde Rumeli, Anadolu ve Arap eyaletlerinde güçlü hanedanlıklar kuran ayanlar, XVII. Yüzyılda devletin Rusya ve İran’la savaş yaptığı dönemde devlete para ve asker yardımında bulunmuş ve iyice güçlenmişlerdir.

Ayanlar, zaman içerisinde malikaneleri de ele geçirmişler ve mütesellimlik, voyvodalık, muhassıllık gibi resmi görevlere yükselmiş ve böylece Osmanlı Devleti’nin merkez, taşra ve ordu kademelerinde büyük bir nüfuza sahip olmuşlardır.

Ayanların giderek güçlendiğini ve malikane sisteminin amacından saptığını gören II. Mahmut, 1808 yılında Sened-i İttifak Antlaşması ile ayanların varlıklarını tanımak zorunda kalmıştır. Ancak II. Mahmut, ayanlığı babadan oğula geçen bir veraset hakkı olarak tanımamış ve böylece ayanlık da ortadan kalkmıştır.

Kaynakça:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir