Modern Tesettür

Tesettür kelimesi, Arapça “setr” kelimesinden gelir. Hatta namazın şartlarından biri olan avret mahalinin kapatılması (setr-i avret) ise olmazsa olmaz bir kuraldır ve önemlidir. Her Müslüman kadının, belirtildiği gibi kapanması gerekir. Fakat “sözde Müslüman başörtülü modern kadınların” İslamın söz konusu çizgilerinden ayrıldığı bir dönemdeyiz. Başörtüsü sınırlarının kişisel zevk ve moda akımlarına alet olduğu bugünlerde modern tesettür bambaşka bir boyuta evriliyor.

Soru şu: Müslüman mısın? Evet. Bu dinde kadınlar için başörtüsü takmak farz mı? Evet. Kapatılacak yerler belirli mi? Evet. Şimdi tüm bunları tasdik eden modern tesettürlü kadınlar, mahrem yerlerini açtıklarında ne yapmış oluyorlar?

Şayet Müslümansanız, size emrolunanları yapmak zorundasınız. Aksi, cezadır. İslamda sınırları genişletmek diye bir şey yok. Kaldı ki İslam, çağa göre değişen ve güncellenen bir şey de değil.

O halde Müslüman kadın bireyler, emrolunduğu gibi kapanmak zorundadır. Mesela böyle bir tesettür anlayışında olanların sıklıkla sığındıkları liman, kalbin temiz olduğu safsatasıdır. Maalesef bu “kalbin temiz olmasıyla” olacak bir iş değildir.

“Ümmetimin son dönemlerinde bir takım adamlar olacaktır. Erkekler gibi eğerlerin (bineklerin) üzerine binip cami kapılarına ineceklerdir. Hanımları ise giyinik uryandır, (giyinik çıplaktır), başları üzerinde arık deve hörgücü gibisi vardır. Onalara lanet edin. Zira onlar lanet olunmuşlardır.” (Ahmet b.Hambel – müsned nr.6786, Ibn-i Hibban sahih nr:5655-7347)

Topukların görülmesiyle, baş kısmının tümden açık olması arasında “haram” cinsinden fark yok. Bir Müslüman kadın kişi alenen başını açsa da haramdır; alenen topuğunu veya kolunu teşhir etse de haramdır. Saçını açmasıyla kolunu açıkta bırakması arasında haram katsayısı yoktur. İnanmayanlara herhangi bir söz söylenemez. İman, kalpte olan bir şeydir.

Bir de makyaj meselesi var. Bir Müslüman kadının eşine güzel görünme çabası dışında herhangi bir başkasına güzel görünme çabası içinde olması, dinen sakıncalı bir durumdur. Makyaj, güzel görünmek dışında başka bir amaçla yapılmadığı için tüm karşı argümanlar da böylece geçersizdir.

Diğer bir mesele de dar giyinme. Tesettürde önemli olan ilke, vücut hatlarının belirli olmamasıdır. Fakat “skinny” pantolonlar, mumlu kotlar veya kısa paçalar bu ilkeye tamamen terstir.

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar. Bu, onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini sağlar. Allah, Gafûrdur, Rahîmdir.” (Ahzab, 33/59).

Bir başka mevzu ise rengarenklilik. Gündüz feneri gibi ışıl ışıl gezinmek, ilgi çekmenin dışında hangi amaçla yapılabilir? Başörtüsü ayrı renk, ayakkabı ayrı renk, elbise apayrı bir renk; rengarenk bir kombin. Tesettüre dair herhangi bir emare yok. Bu da yanlış.

Uzun sözün kısası, tesettürün modası olmaz. Tesettür çizgisi ise hiçbir zaman olmadığı gibi şimdi de genişletilemez. Muhafazakar aile çocuklarının anne-babalarından gördüğü baskı sonucu böyle bir akım ortaya çıkmıştır. Bu, açıklıkla kapalılık arasındaki çizginin ortadan kalkmasına da zemin hazırlamış, büyük bir yanlışın önünü açmıştır. Burada hatayı ailelerde de aramak gerekiyor.

“Mümin kadınlara da şöyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin umduğunuza nail olasınız.” (Nûr, 24/31).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir