Olanı Değil Olması Gerekeni Görmek

Geçen günlerin telafisinin olmadığını biliyoruz. Geçen günlerin artık bir daha geri gelmeyeceğini, her geçen günün koca bir pişmanlık olduğunu biliyoruz ve bunun bilincindeyiz. Bir sonbahar günü elimizde kalanların altın sarısı yapraklar olacağını da biliyoruz. Ve kısacası çoğu şeyi biliyor, anlıyor ve görüyoruz. Ama çoğu şeyi gördüğümüz halde görmek istemiyor; duyduğumuz halde duymak istemiyor; anladığımız halde anlamak istemiyoruz.

Her zaman böyle bir halet-i ruhiyenin içinde, hep kendini tekrar eden, bozuk antik kasetler gibi ara sıra takılan ve aynı yerleri çalar bir şekilde eksenimizde kavruluyoruz. Dilediğimiz kadar entelektüellik seviyemizi, anlayışımızı ve insanlığımız geliştirirsek geliştirelim biz hep anlamak, duymak, bilmek istediğimiz anlıyor, duyuyor ve biliyoruz.

Sevgide, bir şeyi öğrenirken de bu böyle. Sevdiğimiz kişilerin bize kusurları söylendiğinde onu reddetmek istiyoruz. Böyle bir şeyin olma ihtimalini dahi düşünmek istemiyoruz. Sevdiğimiz bir bilim adamının kazandığı tartışmaları izliyor, eleştirildiği kitapları okumak istemiyoruz. En azından tüm fanatikler takımlarının yeniledikleri maçların videolarını izlemek istemiyor.

Bizi hep motive eden, pozitif kalmamızı sağlayan değerler, tutumlar ve olayları takip etmeyi ve onlara sarılmayı kendimize düstur edinmişiz. Eleştiri, henüz kendi içimizde kabullenemediğimiz, yadsıdığımız ve kabule asla yanaşmadığımız bir olay.

Rasyonellikten çok romantik takılmayı, olanı değil olması gerekeni görüyoruz ya da biz hep onları gözümüzün önünde gelecek şekilde hayatlarımız dizayn ediyoruz. Riskli bir yaşam alanı olup olmadığını sorgulamaya ya da bunun hakkında kesin bir hüküm vermeyi süregelen sosyolojik ve psikolojik araştırmaların geniş sahaları ehil olamamış. Bu bir yaşam tarzı haline gelmiş. Ve bir yaşam şekli eğer küçük ölçekte birtakım insanlar üzerinde değil makro düzeyde tüm ülkede rahatlıkla gözlemlenebilecek bir olay ise altında yatan sebepleri çok daha geniş değerlendirmek ya da tek bir bilim dalı ile açıklamamak gerekir.