Özlemekle Yetinmek


Dünlere hasret yaşarız. Bugünün de dünlere karışacak olduğunu unutarak. Anı güzelleştirmektense geçmişte yaşadıklarımızı özlemekle olduğumuz anı bereketsizleştiriyoruz. Bizler sadece özlemekle kalıyoruz, hatanın nerede olduğunu eskilerde ki mutluluğu, huzuru, sevinci yaşatan ya da unutturanların neler olduğunu bilmeden sadece özlemekle yetiniyoruz. Sahi sorun nerede, bizi bu hale getiren ne? Hatırlarım çocukluğumda çokomel kağıtlarını saklardım o kadar kıymetlilerdi ki tabi her zaman alamazdık. Şimdiki çocuklara baktığımda ise çokomelin yüzüne dahi bakmıyorlar. Çokomel demişken Didem Madak düştü aklıma ne diyordu Didem Hanım:
“Ama yazgısını yaldızlı çokomel kâğıtları gibi,
Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.
Yıllarca biriktirdim
rengârenk çokomel kâğıtlarını kitap aralarında.”
Peki çokomel kağıtları neden bu kadar değersiz hale geldi. Daha doğrusu yaşamak neden bu kadar indirgendi, yani neden yaşamak için yaşıyoruz hiç dönüp bakıyor muyuz? Ben ardımda ne bırakacağım, bir noktanız dahi olsun istemez misiniz? Evet bunu o yaptı evet bu ona ait densin istemez misiniz? İstemiyoruz ki bu hale gelmişiz demek ki. Eskiden bir şeye ulaşabilmek için bayağı çaba sarf etmek gerekiyordu. Tabii ulaşabildiğimiz zamanda bu bizim için paha biçilmez bir mutluluk oluyordu. Şimdi ise her şey elimizin altında olduğundan yüzlerine dahi bakmıyor atılırsa atılsın nasıl olsa yenisini alırız mantığıyla hareket ediyoruz. Biz böyle böyle kaybediyoruz. Bir de şu sosyal medya denilen zımbırtı. Her şey gösterişli olmalı, her şey tastamam, eksiksiz, mükemmel, kusursuz olmalı. Çünkü hayatım özenilmeli mantığıyla adımlarımızı atıyoruz artık. Yani alınanlar, yapılanlar ihtiyaçtan çıkıp artık gösteriş objesi haline gelmiş durumda. Aman ha şunu atmayalım yoksa şu şu görür bana şunu şunu der sakın atmayalım. Tek derdimiz bu zaten! Sahi bir insan sosyal medyayı neden kullanır. Özgüvenini mi arttırmak ister, beğenilmek mi ister, beğendirmek mi ister, özendirmek mi ister, hava atmak mı ister, çok iyi fotoğrafçıyım mesajını vermek mi ister, ne ister? Peki ya önünüze çıkan gönderiyi neden beğenirsiniz gerçekten beğendiğiniz için mi, yoksa ayıp olmasın diye mi, ya da ben beğenmezsem o da benimkini beğenmez derdimi ya da beğenilerle birini etkilemek derdimi ya da o kadar boşum ki biri bir şey paylaşsın da beğeneyim derdi mi? Bizler yaşam hızla devam ederken anlamları yitire yitire adımlarımız atıyoruz. Yapmak için yapıyor kendi dokunuşumuzu eklemeden geçip gidiyoruz. Hayatın neresinde olduğumuzu sorgulamadan sadece gösteriş için yaşıyoruz. Elbette sosyal medyanın iyi yönleri de var tabii iyi kullanılırsa. Ama tabloya genel olarak baktığımızda sosyal medyanın yüzde altmışlık kısmının belki de daha fazlasının dedikoduyla, göz zinasıyla, boş işler ile dolu olduğunu görmekteyiz. Peki böyle bir ortamda bizim verimliliğimiz ne kadar olabilir?
Sonuç olarak eskiyi özlemek meselesinde suçlu zaman değil her zamanki gibi bizleriz. Zaman akıp giderken yaşadığımız anında maziye karışacağının bilincinde yaşarsak ileride dönüp baktığımızda pişmanlık yerine mutluluk duyabiliriz. Belki de yaşadığımız ana çok fazla ayak uydurmamak gerek, ne dersiniz? Asıl mesele anın dışına çıkıp öze dokunabilmek değil mi? Ya da şöyle söyleyeyim kapitalist sistemin dışına çıkıp modernite gözlüklerimizi çıkartıp zamanı keşfedebilmek değil mi? Yaşadığımız anı çekip paylaşmaktan ziyade yaşadığımız anı yaşamaya çalışsak belki de psikologlara ihtiyacımız olmazdı. Bugün fotoğraf paylaşmazsak ne olacak ki? Veyahut bugün telefonu elimize almasak ne kaybedeceğiz? Pencereyi açıp ayın size neler anlattığına baksak ya da ayı seyrederken bugün neler yaptığımızı tartsak belki bu kadar sorumsuz, doyumsuz olmayız değil mi?
Aslında yazdıklarım kendime sitemlerim. Zamanı tutamayıp kapılıp gidenlerden olduğum için kendimi keşfetmemenin ağırlığı. Nefsime ağır gelen muhasebeler. Biz böyle isek gelecek nesil nasıl olacak düşüncesi ile içimi daraltan düşünceler. Bizler yaşadığımız anın nankörleriyiz. Geçmişi özleyerek halbuki şimdiki zamanı geçmiş ile inşa ettiğimizi unutarak ve yarınları da bugünle inşa ettiğini unutarak ne yaptığından bir haber olanlarız. İleride ahlayıp vahlamalarla kendimizi avutarak dünyadan öylece göçüp gideceğiz. Elbette hiçbir şey için geç değil. Bunları fark ettikten sonra hayatımın merkezine alabilmeyi, alabilmenizi umuyorum. Yaşadığımız anı hissederek, gerçekten yaşayarak geçirmemiz duasıyla..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: