Toplumsal Hafıza Nedir?

İktidarlar, uyuşmuş kitleleri severler. Hamaset nutukları ve vatan millet Sakarya edebiyatları ile uyuşturulan kitleleri kandırmak ve onlara yaptıklarının hesabını sormalarını engellemek adına yapmış oldukları iyilik ve kayırmacılıkları lütuf gibi göstermek kolaydır. Zira toplum bunu sever. Güçlü olmayı ve kollanmayı da her zaman sevmiştir. Bu, toplumsal hafıza dediğimiz şeyin azalması anlamına da gelir.

Muktedir olanlar, kendi iş sahalarına karışan bir başka otoritenin varlığından rahatsız omuşlardır. Kendilerini denetleyen ya da yapacakları işlere çomak sokan kişileri ya sindirmek ya da yok etmek istemişlerdir. Bu, en demokratik toplum ve devlette de böyledir.

Gerek Thomas Hobbes’un Leviathan’ına gerekse Niccolo Machiavelli’nin “Prens” isimli kitaplarına baktığımızda otorite ve toplum arasındaki bu ilişki daha çıplak bir şekilde görülür.

Toplumsal hafızanın zayıf olması, iktidarlara geniş ve rahat bir uygulama alanı verir. Böylece iktidar, yapacağı işleri daha rahat yapacaktır. Zira kendisini denetleyen bir otorite veya vicdan yoktur.

Bugün en muhalif partiyi de önümüze koysanız bir eksiği vardır ama fazlası kesinlikle yoktur. Örneğin medya, toplumsal hafıza için gerekli olan en önemli olgudur. Medyanın, iktidarlar için her zaman bir tehdit olması gerekir. Nitekim medya, yasama, yürütme ve yargı organından sonra gelen 4. büyük güçtür. Medya olmadan ya da medya bağımsızlığı sağlanmadan iktidarların kendilerini tedirgin hissetmemeleri imkansızdır.

Birey, bu mücadelede önemlidir ancak medya, kitleleri bir araya getirebilme gücüyle bireyden çok fazla etkilidir. Günümüzde medyadan değil bireylerden umut eder hale geldik. Zira medyanın 4/3’ü satılmış kalemlerden oluşuyor. Bugün medyanın böyle bir halde olması, halkın doğru bilgi almasını da engellemektedir. Meydanın örselediği ve uyuttuğu kitle, iktidarın egemenliğini sürdürmesi için kendisine mükemmel bir zemin hazırlar. Antonio Gramsci, bunu hegemonya kavramı ile açıklar. İktidarın halk üzerinde egemenliğini sürdürmesi için hegemonyanın gereklerini karşılamak zorundadır. Ancak bunu yaparken yumuşak güç kullanmalıdır. Halk, üzerinde bir baskı olduğunu bilmeden yaşamalı ve bunun despotluk ya da dikta olarak tasvir etmemeli.

Gramsci, hegemonya kavramını açıklarken ‘madun’ kavramından da söz eder. Madun, sesleri çıkmayan, uyuşmuş kitlelerdir. Bu kitle, iktidarın arzuladığı ya da elde etmek istediği bir kitledir. İktidarın her faaliyetine karşı sessiz ve tepkisizdirler. Ancak Gramsci, ‘iktidarın olduğu yerde direniş de vardır’ sözüyle iktidar-toplum arasındaki çelişkiyi gözler önüne serer.

Ahir kelam, toplumsal hafızanın güçlü olması iktidarlar tarafından istenmeyen bir şeydir. Fakat demokratik toplumlarda ‘toplumsal hafızanın’ çok güçlü olduğunu da belirtmek gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.