Türk Gibi Başlamak Ne Demek?

Türk gibi başlamak, bir işe başlarken müthiş bir özgüven ve şevkle başlayıp işi başlanıldığı gibi devam ettirememe olayına denir. Türk gibi başlamak deyimi, bir işe başlarkenki durumum işin devam ederken veya sonunda olmaması halidir. 

Hatta Türk gibi başla Alman gibi veya İngiliz gibi bitir deyimi de bu özelliğimiz için söylenir. 

Fakat bu konuda arkamızda duran bir isim var: Hannah Arendt. Başlama becerisine yüklediği güçlü anlamı şöyle ifade ediyor: “Özgürlüğün mucizesi, başlayabilme yetisindedir. Bu yeti de, her insanın, ondan önce de var olan ve ondan sonra da sürecek olan dünyaya doğuşuyla, kendisinin de yeni bir başlangıç demek olması vakıasıyla mukayyettir.”

Arendt’e göre devrim dediğimiz de, işte bu yetiyi korumak, başlama kabiliyetini sürdürebilmek, bu kabiliyeti kurumlarda ‘saklayabilmekle’ mukayyettir.

Fakat Arendt, bu sözleri ile başlamaya methiyeler düzmüş ama buradan bize düşen pay çok başka. Gelişim ya da başarı, süreklilik arz eden bir olgudur. Palyatif olarak bazı alanlarda başarılı olabiliriz ama bunların hiçbiri uzun vadeli olmamıştır. 

Maçlardan örnek verelim. Hiçbir Türk takımı, teknik direktörü kim olursa olsun kendisinden güçlü bir takıma hele de evinde savunma yaparak başlamaz. Santra vuruşunun ardından gelen kulakları sağır edecek ıslık ve tezahürat bir anda futbolcuyu öne iter ve bu ilk anlarda iki takım da eşit gibi gözükür ama ne zaman taraftar nefesi tükenip ıslığı keserse bizimkilerin de pili bitiyor. Türk gibi başlıyor ve Türk gibi devam ediyoruz. Şu olayı bizim kültürümüzden başka yapan millet sayısı azdır. Bu bir övünç değil eleştiridir. 

Türk takımları devre arasından sonraki ilk dakikalarda da böyledir. Halbuki enerjilerini doksan dakika sahaya yansıtsalar skor bambaşka olabilecek. Bunu uzun vadede başarmış bir Türk takımı olarak (fanatikler kızmasın) yalnızca Galatasaray’ı örnek gösterebiliriz. Türkiye’de uzun soluklu başarı sağlayan başka bir takım da maalesef yok. Olsa da örneklerini daha çok versek. 

Anlatmaya çalıştığım biraz bizim tez canlı olmamızla ilgili. Çabuk olsun, bir andan olsun, hemen değişsin istiyoruz. Türk gibi başlıyor, müthiş bir heyecanla işe koyuluyoruz ama işi yapan akıl olunca heyecan sadece kuruntu kalıyor. Takımlar, bu zararlı alışkanlığımızı anlamada önemlidirler. Takımlarımız, takımlarımıza bakış açımız kişisel değil daha çok kültürle alakalı bir durum.

Arsene Wenger 20 sene kaldı Arsenal’in başında. Kaç tane kupa kaldırdı? 3-4. Ama ülkemizde hele de üç büyük takımda ilk yılında ilk beşte kendine yer bulamasın bir hoca. Vah haline. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir