Avrupa’da Anti-Semitizmin Yükselişi: Dreyfus Olayı

Avrupa’da Anti-semitizmin yükselişi ve Yahudilerin Avrupa’da istenmeyen kavim ilan edilmesi, bundan 150 sene öncesine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Yahudiler, II. Dünya Savaşı’da Naziler tarafından büyük bir soykırıma uğramış ve Avrupa’dan tehcir edilmişti. Bu olayların arkasında yatan pek çok neden olmakla birlikte bazı olaylar Anti-Semitizmin yükselmesine neden olmuştur. Bu olaylardan biri de 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan ve büyük bir adaletsizlik örneği olan Dreyfus vakasıdır. Peki Dreyfus vakası nedir? Önemi, gerçekleri, Émile Zola’nın bu olayla ilgisi nedir? İşte tüm gerçekleriyle Dreyfus Vakası.

Dreyfus Olayı Nedir?

Dreyfus Olayı, Fransa’nın Almanya ile girdiği savaşı kaybetmesinin ardından yenilgiye kılıf olarak ortaya atılan bir belge doğrultusunda orduda görev yapan Yahudi Alfred Dreyfus’un Alman ve İtalyanlara kozmik bilgiler verdiğini açıklaması ve Dreyfus’un ortada delil yokken hapse atılmasını konu edinen bir olay ve davadır. Dreyfus Olayı, haksız suçlamalarla mağdur olan bir subayın, birkaç aydın ve yazarın gayretleri sonucu görevine tekrar dönmesini ve itibarının iade edilmesini içerir.

Dreyfus Olayı Nasıl Başladı?

1884 yılında Fransa’nın Almanya ile girdiği savaştan ağır yara alarak çıkmasının ardından eleştiri okları hükümete ve Genelkurmay’a çevrilmişti. Savaşın kaybedilmesinin faturası birine ya da birilerine çıkması gerekiyordu. Tam da bu dönemde orduda görev yapan subay Dreyfus’a ait olduğu iddia edilen bir belge ortaya çıkmış ve savaşın kaybedilmesine bir “kılıf” bulunmuştu.

Dreyfus’a Ait Olduğu İddia Edilen Belge

Dreyfus olayı, Paris’te bulunan Alman Büyükelçiliği’nde çalışan hizmetçi ve Fransız istihbaratı adına çalışan Bayan Bastian’ın Alman Subayı olan Maximilien von Scwarzkoppen’in çöp sepetine attığı bir belgeyi Fransız istihbarat birimlerine getirmesiyle başladı. Mektupta, bir Fransız subayının Alman ve İtalyanlara kozmik bilgiler ulaştırdığı yazıyordu.

Paris’te bulunan bu belge, Fransız ordusuna dair askeri bilgiler içeriyordu. Söz konusu belgenin (bordereau) orduda görev yapan Alfred Dreyfus’a ait olduğu iddia edildi. Belgenin Dreyfus’a ait olduğuna dair kanıtlar ise “el yazıları arasındaki benzerlik” ve Alman askeri ateşesinin İtalyan mevkidaşına baş harfi “D” olan birisinden bahsetmesiydi.

Olayların Gelişimi ve Dreyfus’un Cezası

O dönemlerde Avrupa’da büyük bir Anti-Semitizm düşüncesi hakimdi. Fransızların Napolyon’la başlayan milliyetçi toplum yapısı, Dreyfus Olayında da kendisini gösterdi ve hükümetin savaşın kaybedilmesinin faturası olarak Dreyfus’u göstermesi, medyanın da etkisiyle işe yaradı, kamuoyu tek sorumlunun Dreyfus olduğuna inandırıldı.

1884 yılının Aralık ayında mahkemeye sevk edilen Alfred Dreyfus, çıkarıldığı mahkemece suçlu bulundu, madalyaları söküldü, kılıcı kırıldı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılarak Şeytan Adası’na gönderildi.

Dreyfus’a verilen bu ceza, Fransızlarda büyük bir sevinçle karşılandı. Yahudiler, Fransa’da “istenmeyen adam” ilan edildi. O zamana kadar Fransa’da rahat bir şekilde yaşayan Yahudiler, özellikle bu olay ve bu olaydan az bir süre önce başlayan Anti-Semitizm hareketi ile ülke içinde rahat hareket edemez hale gelmişti.

Dreyfus’un Avukatı Herzl

Theodor Herzl, İsrail’in kurulması sürecinde en büyük desteği veren ve 1897 Basel Konferansı‘nı düzenleyen fikir adamı ve tüccar, Dreyfus’un avukatlığını üstlenmiş ve kendisine verilen bu cezanın haksızlığını dile getirmeye çalışmıştır.

Gerçekler Gün Yüzüne Çıkıyor

1886’nın Mart ayında Fransız askeri istihbaratının yeni komutanı olan Albay Picquart, Alman ateşesinin çöp kutusundan Fransız gizli ajanı olan temizlikçi kadın tarafından çalınan bazı evrakları ele geçirmiş ve evrakların arasında el yazısı telgraflara da ulaşmıştı. Albay Esterhazy isminde başka bir Fransız subaya yazılan bu mektupların sonucunda Picquart, Esterhazy’nin ajan olmasından şüphe duydu ve soruşturma ilerledi. Esterhazy’nin ajan olduğu ve Dreyfus’un haksız yere hapse atıldığı ortaya çıktı.

Fransızlar İnanmadı

Haberlerin basına sızması ve halkta infial yaratması üzerine Dreyfus ailesinin de gayretleri ile Esterhazy, mahkemeye çıkarıldı. Fransız mahkemesi, oy birliği ile Esterhazy’i akladı. Picquart ise orduya ihanet suçundan tutukladı. Fransızlar, kendi milletinden olanlara söz ettirmemek için adaletin ayağını kaydırmış ve iki suçsuz askeri deliller açık olmasına rağmen hapse atmıştı.

Emile Zola Devreye Giriyor

Her ne kadar belgelere dayalı olmasa da Fransız yazar Emile Zola, 13 Ocak 1898 tarihinde ”j’accuse”, ‘suçluyorum’ başlığıyla l’aurore gazetesinde bir yazı kaleme alır. Natüralist yazar, söz konusu yazısında oldukça etkili bir dil kullanmış ve yazı, davanın seyrine dahi etki etmiştir. Ancak belirttiğimiz gibi Zola, yazısında herhangi bir delile yer vermemiştir. Zola’nın davadaki önemi duruşu ve haksızlığın üzerine gitmesi ve utanç verici bir olayı ortaya çıkarmaya öncülük etmesidir.

Zola daha sonra ülke içindeki milliyetçiler tarafından dışlanacak ve istenmeyen adam ilan edilecekti. Hatta Zola, kendisine yönelik baskıların sonucunda İngiltere’ye gidecektir.

Dreyfus Aklanıyor

Hükumette görevli bir kişi, Dreyfus’a karşı kullanılan belgelerde ”evrakta sahtecilik” yapıldığını fark etmişti. Dreyfus’a ait olan mektubun ortasından bir bölüm bir başkasına eklenmiş ve belge mahkemede Dreyfus’un aleyhine kullanılmıştı. Albay Henry, Dreyfus’un aleyhine kullanılan bu belgeleri düzenlediğini kabul etmiş ve hapishanede boğazını kesmiştir. Bu sırada Esterhazy de İngilrere’ye kaçmıştır. Daha sonra Dreyfus yeninden yargılanmış ve 1899 Ağustos’ta aklanmıştır. Dreyfus’un rütbe ve itbarı da 1906 yılında yeninden kendisine verilmiştir.

Dreyfus olayı başta Fransa olmak üzere tüm Avrupa’da yaşanan gelişmelerin temelinde yer alır. Özellikle hukuk alanında yapılan reformların perde arkasında da yine Dreyfus olayı yer almaktadır.

Kaynakça

  • https://en.wikipedia.org/wiki/Dreyfus_affair
  • https://www.britannica.com/event/Dreyfus-affair

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir