Birinci Balkan Savaşı

Demografik açıdan Balkanlar’a bakacak olursak tarih boyunca çok sayıda kavime ve onların kurduğu devletlere ev sahipliği yapmış olan bu bölge 5 yy. Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde kalmıştır .Bu dönemde daha çok Rumeli ismiyle anılan bölge Osmanlı için büyük önem arz etmiştir. Gerek Osmanlı iskan politikalarında etkin bir şekilde kullanılmasıyla gerekse arazi sistemine bağlı olarak devşirme politikasına ev sahipliği yapmıştır. Bölgenin demografik yapısına Anadolu’dan göç eden Türkler etki etmiştir. Yunan, Sırp,  Boşnak, Arnavut, Bulgar ve Romenlerin yaşadığı bu multi-etnik bölgede Hıristiyanlığın Ortodoks ve Katolik mezhebine bağlı halkların yanı sıra Osmanlı hakimiyeti ile birlikte Müslüman nüfus ağırlık oluşturmaya başlamıştır.

Yeni yüzyılın başında Balkanlar, sadece Osmanlı Devleti’nin değil tüm Avrupa’nın en sorunlu ve kritik yerlerinden birisi haline gelmiş bulunuyordu. Osmanlı’ya “hasta adam” teşhisini koyan Avrupa Devletleri, Balkanlardaki Osmanlı varlığını geçici olarak görüyor, ve baskılarını arttırıyor, siyasi üstünlük kuruyorlardı.

Topraklarını büyütme hesapları yapan Balkan devletleri (Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ) Trablusgarp savaşını fırsat bilip aralarında anlaşama yaparak Osmanlı Devletine savaş açmaya karar vermişlerdir. Osmanlı devleti zaten bir çok bölgede savaşırken Balkan savaşı Osmanlı devletinin çökmesine yol açmış olup, Balkan devletleri de bundan fırsat bularak savaşı başlatmış ve Osmanlı devleti bu savaştan yenik ayrılmıştır. 17. Yüzyılın sonunda Balkanlar’ın tamımı ele geçiren ve Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar 4/3 Rumeli’de olan ve bir Balkan İmparatorluğu olarak kurulan Osmanlı Fatih zamanında da aynı özelliğini devam ettirdi. Kanuni’nin Belgrad’ı almasıyla tamamen yerleşmişlerdir. Ve en önemlisi Osmanlı’nın Balkanlar’da yaptığı en önemli şey ise orayı vatanın bir parçası olarak kabul ederek, Anadolu’ndan oralara göç sağlamış, dini kültürel açıdan tam manası ile kendi devleti yapmak için çaba harcamışlardır.

3 kıtaya hükmeden Osmanlı’nın hakimiyeti altına alınan Balkanlar yüzyıllar boyu istikrarlı bir şekilde yönetilmiş ve refah içinde yaşamıştır.
Ama bir süre sonra farklı kıtlara hükmetmiş Osmanlı devleti yorulmuş, alanı ne kadar geniş olursa o kadar sorunlar doğurmuştur. 2. Viyana Bozgunuyla içine çekilmeye başlamış, Macaristan’daki Türk köylerinden de doğuya doğru bir çekilme başlamıştır. 19. Yüzyılın ilk zamanlarında Fransa ve Almanya’dan gelen milliyetçilik akımı hızla Balkanlar’a doğru yayıldı. İlk etki kültürel olarak yaşansa da sonrasında yerini milliyetçiliğe bıraktı. Günlük bir politikaya dönüşen milliyetçilik, yüzyıllardır Osmanlı idaresindeki Balkan halkları bağımsızlıklarını elde etmek için imparatorluğa karşı harekete geçirdi.

1829 yılında Yunanistan’ın Osmanlı Devletinden ayrılıp bağımsızlığını ilan etmesi Balkanlarda bir cesaret hamlesi olarak kabul edilmiş. Ve Osmanlı’yı yenebiliriz inancını uyandırmıştır. Balkan devletlerinde çıkan bu ilk kayıplar karşısında Osmanlı yönetimi devletin parçalanmasını engellemek için reform hareketi başlatmış, orduda, hukukta, vergide, eğitimde ve devlet idaresinde çok yoğun ve hızlı düzenlemelere gidilmişti. Bu ıslahat çabalarında milliyetçilik hareketlerine karşılık olarak Osmanlı’nın ilk modern ideolojisi kabul edilen ‘Osmanlıcılık’ ortaya çıkmış oldu. Yeni koşullara adapte olmakta zorluk yaşayan Osmanlı, yapılan yeniliklerde köklü açıdan değişiklik göstermedi. Yüzeysel kalan değişikler siyasi ve askeri zayıflık getirerek mali olarak sıkıntılar çekti.
Kırım Savaşından sonra Balkanlar Osmanlı’nın iç ve dış sorunlarının merkezi haline geldi. Her milletin kendi devleti olmalıdır anlayışıyla ilerleyen toplumlardan Sırbistan ve Kanada’da Rusya’nın da desteğiyle Berlin anıtlaşmasının ardından 1878’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Berlin Antlaşması Balkanların hoşuna gitmemiş ve kendi aralarında anlaşmazlık meydana gelmiştir(Bulgar-Sırp-Yunan).

1908 yılında İttihat Ve Terakki Partisi hükümeti ele geçirerek 2. Meşrutiyet ilan edildi. Ve 2. Abdülhamit yerine 5. Mehmet’i tahta getirdi.

Osmanlı’nın Trablusgarp Savaşında yenilmesi İttihat Ve Terakki partisinin sonu olmuş. Rusya Balkanlar’da daha hızlı ilerlemeyi sürdürmüştü. Rusya’nın hakem olduğu ittifak çalışmalarından Osmanlı’nın haberi olmamış, Balkan Devletleri 1912 yılının sonbaharında Osmanlı’ya karşı ittifaklarını oluşturmuşlardı. Balkan Devletleri savaşmaya hazırdı. Osmanlı için artık savaş kaçınılmaz olmuştu.Savaşın ilk çatışmaları Bulgarlara karşı yapıldı. Fakat orduların başında bulunan Nazım Paşa’nın hazırlık yakalanması nedeniyle resmen büyük bir hezimet yaşanmıştı. Selanik ele geçirildikten sonra Yunanlılar Ege adalarına Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını ele geçirdi. Kuzey Arnavutluk ise Sırbistan ve Karadağ tarafından ablukaya alındı. Çatalca’ya kadar geri çekilen Osmanlı orduları, Şükrü Paşa komutasında Edirne’yi güçlükle müdafaa ederken kurşun ve erzak eksikliği nedeniyle 22 Ekim 1912 tarihinde teslim olmak zorunda kaldı. Osmanlı Devleti Bulgaristan’dan ateşkes istedi. 3 Aralık 1912 tarihinde taraflar arasında yapılan ateşkes ile çatışmalar durdu. Bu savaşlardan sonra Osmanlı’nın beş buçuk asırlık Rumeli hakimiyeti sona ermiş oldu. Dört cephedeki ağır mücadelesi binlerce insanın hayatına mal oldu. Yenilgiye neden olan en büyük unsur Osmanlı ordusunun kendi içerisindeki muhalefetidir. Bu durum askerin sağlıklı düşünmesine engeldi. Dahası ordu Alaylı ve Mektepli olarak ayrılmıştı. Bunlara birde Erkan-ı Harbiyeliler dahil olmuştu. Alaylılar, Mekteplileri iş bilmez çocuklar olarak görüyordu. Mektepliler ise Alaylıları kaba insanlar olarak görüyordu. Çoğu okuma yazma bilmese bile harp tecrübeleri vardı. Erkan-ı Harbiyeliler ise ordunun kendilerine ihtiyacı olduğu düşüncesinde gurur gösterisine dönüşüyordu.

1908 sonrası Mektepliler orduyu gençleştirmeye başladı. Bu proje aslında orduyu gençleştirmekten ziyade alaylılardan tasfiye etmekti. Bunun için büyük bir çalışma başladı ve savaş boyunca sürdü. Alaylılara baskılar yapılıyor ve eziliyordu. 2. Abdülhamid devrinin rütbe, madalya ve nişanları kabul görmüyor geçersiz sayılıyordu. Böylece alaylı asker sindiriliyor, küstürülüyor ve emekli olmaya zorlanıyordu. İşin daha da vahimi gidecek olan Alaylının yerine gelecek olan yeterli miktarda Mektepli yoktu. Bu birimlerin eksikliği savaş boyunca devam etti. Mağlubiyetlerin sebepleri askerler tarafından birbirlerinin ihmali şeklinde anlatıldı. Yine savaşta askerin moralinin yine bir asker tarafından nasıl bozulduğuna dair örnekler vardır.

Balkan Devletleri ve Osmanlı arasında Londra’da 30 Mayıs 1912 tarihinde Londra Barış Antlaşması imzalandı.

Anlaşmanın ardından yeni Osmanlı-Bulgar sınırı Midye-Enez hattı olmuştur. Trakya ve Edirne Bulgaristan’a, Güney Makedonya, Selanik ve Girit Yunanistan’a, Arnavutlu bağımsızlığını ilan ederken Makedonya’nın merkezi Sırbistan’a bırakılmıştır. Yenilginin ardından imzalanan antlaşma ile birlikte Osmanlı’nın Ege ve Balkanlardaki hakimiyeti sona erdi. Antlaşma hükümleri ile Bulgaristan Ege Denizinde sahil sahibi oldu. Çizilen son sınırların ardından Balkanlarda sınırımız olan tek komşu Bulgaristan olmuştu.

Londra’da antlaşma imzalanırken Osmanlı Kamil Paşa hükümeti İttihat ve Terakki tarafından Babı-ali İsyanı’yla indirilmiştir. II. Abdülhamit kontrol altında tutulduğu için yenilgiden çok sonradan haberdar olmuştur.

Balkan Savaşı sonucu 10 Ağustos 1913’te imzalanan Bükreş Antlaşması ile Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti’nden aldıkları yerleri aralarında paylaştılar. Osmanlı Devleti ile de ayrı ayrı antlaşmalar imzaladılar. 29 Eylül 1913’te Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında İstanbul Barış Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti’nin sınırı Meriç nehridir. Ancak Edirne ile Meriç nehrinin batısında kalan Dimetoka Türk sınırları içinde yer almaktadır. Yunanistan’la 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmayla; Girit adasının Yunanistan’a bırakılması tanınmış, bu ülkede kalan Türklerin kültür ve mülkiyet hakları garanti altına alınmıştır. Savaş sırasında Yunanistan tarafından işgal edilmiş olan Ege Adalarının durumu hakkında ise 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması’nın ilgili hükmüne (Bu adaların kaderi büyük devletler tarafından belirlenecek) uyulması kararlaştırılmıştır.

Savaşın bir ağır sonucu da sosyal ve ekonomik alanda oldu. Milyonu aşkın bir göçmen kitlesi, Doğu Trakya ve Anadolu’ya geldi. Ekonomik yönden sıfırlanmış olan bu insanlar, zaten zor durumda olan Osmanlı Devleti’ni daha da zayıflattı. Balkanlar’da ve Anadolu’da nüfus yapısı değişti. Savaşın kaybedilmesi Türk Milleti’nin hafızasında derin izler bıraktı. Daha devlet bile olamamış kuvvetler karşısında koca Türk ordusunun başarılı olamaması milli vicdanda kabul edilemez moral çöküntüsü meydana getirdi. Türk Milleti bu kaybını ancak Çanakkale Zaferi ve Büyük Taarruzla telafi edebildi.