Bozkır Kültürü

Bozkır kültürü kısaca Anadolu kültürüdür, Anadolu’nun yansımasıdır daha doğrusu. Bozkır insana doğayı hatırlatır, vefayı, özveriyi hatırlatır. Toprağa ekip biçmeyi, topraktan ekmeğini kazanmayı öğretir bozkır. Topraklar verimli değildir ama siz ona bakarsanız, onu severseniz değerlenir. Bilinçsiz bir baş kaynaması ile görülen evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarları daha çok bozkırdır. Bozkır işlenmeyi sever, suyu pek hazzetmez ama ekilmeyi, dikilmeyi, sürülmeyi, dallanıp budaklanmayı ister.

Nasıl ki kerpiç evler içerlerinde soluk almayan birileri olunca pas tutar, pislenir ya da yıkılırsa bozkır da öyleydi işte. Sanki kerpiç evler biraz bozkırdan kapmış bu özelliğini. Her daim sevmek önemli, önem vermek, yaşamak gerekir bozkırı. Neşet Ertaş’ı dinlemek gerekir bozkırı anlamak için. Üstadın her türküsünde bozkırı yaşarsınız derinden.

Akşamları soğuk olur, gündüz sıcaktan kavurur yaz aylarında; kışları ise kuru bir ayaz olur. Bitki örtüsünden yoksun çıplak toprak ve denizin olmayışı da havayı sertleştirecek etkenlerdir. Sonbaharda tohumlar tarlalara atılır, baharın sulanır yazın ise biçilir bozkırda. Tipik tahıl ürünleridir hasat edilenler; buğdaya, arpa, çavdar, yulaf; patates, pancar gibi ürünler kolaylıkla yetişir bu iklimde.

İnsanı çeken bir havası var bozkırın. Çıplak bitki örtüsünün ortasında yalnız bir ağaç belirir manzarada. Sonra buğday başaklarının yorgun başları belirir bilinçlerde daha sonra ırgat çoçukları ve başları yemenili, örtülü; elleri anadutlu veya yabalı insanlar gelir akıllara, alınları vatanımın coğrafyası. Kırışıkları mükemmel bir CV’nin tezahürüdür. Emeğin, helal kazancın, temiz geçmişin bir birikimidir bu insanların yüzleri. Çok şey atlatmışlar, çok şey görmüşler veya çok acı çekmişlerdir. Hani derler ya coğrafya kaderdir ve coğrafyadakiler bu zoraki kaderi yaşamak zorundadırlar. İstanbul, Paris, Amsterdam bana göre bir coğrafya değildir, bana göre coğrafya İç Anadoludur, Doğu Anadoludur ve bu yörenin insanları kültürel birer mirastır, yaşantısı roman olacak insanlardır.

Örneği Yaşar Kemal’i okumak, Orhan Kemal’i anlamak, Erdem Beyazıt’ı dinlemek gerekir Anadolu’yu bilmek, bozkırı öğrenmek için. Çünkü bozkır Doğudur. Doğu ise duygusaldır ki biz toplum olarak rasyonel Batı değil, irrasyonel Doğuyuz. Bizim için duygu akıldan önce gelir. Bozkır ise bize duygusal argümanlar sunar. Metropolün azgın sularında boğulup sıradan köle olmaktansa, toprağının efendisi olmak daha samimi ve daha duyusal geliyor.
İşçidirler her mevsim, bir babadır, bir annedir her gün. Doğanın karşısında iki büklüm olup onu dinlerler, ona zarar vermeye çalışmazlar. Bilirler ki doğa insanın en vefalı arkadaşı; toprak insanın yegane dostudur. Toprakla iç içe yoğrulmuş bir kültür olan bozkır kültürü, benim için son derece değeri büyük bir kültürdür ve insanları benim nazarımda ayrı bir konuma sahiptir. Toprağa şekil veren değil, toprağın şekil verdiği bir kültür ve insanlar nasıl zararlı olabilir miydi?