Çalkantılı Süreç: Haçova Meydan Muharebesi

Haçova Meydan Muharebesi, Haçova Meydan Savaşı veya Kepçe-Kazan Savaşı. 1593’te Bosna Beylerbeyi Telli Hasan Paşa‘nın Kulpa Nehri civarında yapılan bir muharebe sırasında ölmesiyle Osmanlı Devleti, Avusturya’nın barışı bozduğunu öne sürmüş ve Avusturya’ya savaş ilan etmiştir. (4 Temmuz 1593) Avusturyalılar 1 Ekim 1593’te, 1533 İstanbul Antlaşmasıyla Osmanlı’ya vermiş oldukları yıllık haracın bundan sonra verilmeyeceğini ilan etti. Osmanlı ordusu Avusturya önlerine doğru harekete geçti. Ordu irili ufaklı birçok başarı elde etmesine rağmen Avusturyalılar da Osmanlı ordusunu bozguna uğratıyor ve Osmanlı’ya ağır zayiatlar verdiriyorlardı.

1595 yılında Osmanlı padişahı III. Murat vefat edince yerine III. Mehmet tahta geçti ve ordunun başında sefere çıkmaya karar verdi. Böylelikle Kanuni Sultan Süleyman’ın 1566’da Zigetvar Seferi’ndeyken ölmesinden sonra ilk kez bir padişah (29 yıl aradan sonra) ordunun başında sefere çıkmıştı.

Eğri kalesinin fethi Avusturyalılar’ı harekete geçirdi. Amaçları Eğri kalesini Osmanlı’nın elinden tekrar almak ve Osmanlı’yı topraklarından def etmekti. 22 Ekim günü yapılan muharebede Osmanlı ordusunun öncü birlikleri ağır bir yenilgi aldı ve geri çekilmek zorunda kaldılar. Bunun üzerine Osmanlı merkez ordusu savaşın yapılacağı Mezókeresztes Ovası’na (Haçova) doğru harekete geçti.

İki ordu kuvvetleriyle beraber savaş alanındaydı. Osmanlı ordusu Kırım Hanlığından desteklenmiş süvarilerle beraber toplamda 100.000 askerden oluşurken Avusturya ordusunda İspanyol, Çek, Macar ve Leh kuvvetlerden oluşan toplam 75.000 asker bulunuyordu. Avusturyalıların kendi askeri sistemlerinde uygulamış olduğu ‘kare taktiği’ Osmanlı süvarilerine geçilmez bir duvar örüyordu. Osmanlı piyadelerinin ve yeniçerilerinin daha önce hiç karşılaşmamış olduğu bir durumdu.

Avusturyalılar ise tüm hamlelerini padişah, vezirler ve muhafız alayının bulunduğu ordunun merkez kısmına yapıyordu. Öğle vaktine kadar Avusturyalılar padişahın otağına kadar yaklaşmış oldu. Hatta III. Mehmet atına binip gerisin geri İstanbul’a kaçmayı tenezzül etse de Hoca Saadeddin‘in bunun ordu için hayırlı olmayacağı yönündeki telkinleri padişahı bu kararından vazgeçirmiştir. Bu olayın yaşandığı sırada Osmanlı ordusu içerisinde padişahın öldüğüne dair dedikodular kulaktan kulağa yayılıyordu. Askerler arasında moral olarak çöküntü meydana geldi ve olumsuz bir hava Osmanlı ordusunun üstüne çöreklendi.

Savaşın başından beri disiplinlerinden taviz vermeyen birleşik Avusturya ordusu Osmanlı ordusundaki genel bozgun havasını görünce savaşın zaten kazanıldığını zannedip bir anda yağmalama telaşına kapıldılar ve baştan beri sıkı tuttukları disiplinlerinden uzaklaştılar. Ordunun artçı birlikleri (geri hizmet kıt’aları) olarak sayılan aşçılar, lağımcılar ve müsellemler düşmanın yağmalama girişimlerini görünce ellerine geçirdikleri kepçe, kazan, kazma ve küreklerle düşmana saldırılarda bulunmaya başladılar. Yağmalama telaşı içerisindeki Avusturyalılar hiç beklemedikleri bu saldırı karşısında şaşkına döndüler.

Ordunun en ileri kısmında bulunan akıncılar ise çıkan dedikodulardan habersiz var güçleriyle çarpışırlarken merkezdeki hareketlilikleri görür görmez padişah otağının bulunduğu yere hızla ilerlemeye başlarlar. Yeniçeriler ve muhafız alayı artçı birliklerin azmini görüp şevke gelmesi ve akıncıların merkeze olan yardımları sonucu Avusturya ordusu beklemediği bir karşı saldırıyla bertaraf oldu ve geri çekilmek zorunda kaldı. Yukarıdaki sebeplerden dolayı bu savaşa aynı zamanda ‘Kepçe-Kazan Savaşı‘ da denilmektedir.

Savaşın Osmanlı için çok da iyi sonuçları olmamış aslında gizliden gizliye çok daha büyük etkileri bünyesinde barındırmış, daha sonraları ortaya çıkacak nedenlerden ötürü Osmanlı Devleti‘nin başına bela olmuş bir savaştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir