Güvenlik İkilemi Nedir?

Güvenlik ikilemi uluslarası siyasette devlet davranışlarını açıklamada en çok başvurulan kavramlardandır. Bir devletin savunma amaçlı giriştiği güvenlik çabalarının -istemeden- diğer bir devletin güvenliğini azalttığına durumları ifade eder. Her ne kadar devletler kendi hamlelerini savunma amaçlı kurgulasa da, diğer devletler bu hamleleri potansiyel olarak tehlikeli ve saldırı amaçlı olarak yorumlamaktadır. Devletlerin yaptığı bu yorum hatalarının en önemli kaynaklarından birisi güvenliği artırdığı düşünülen askeri kapasiteler veya alınan ekstra güvenlik önlemlerinin ofansif veya defansif -yani saldırı ya da savunma amaçlı- olup olmadıkları konusunun belirsiz olmasıdır.

Saldırgan-savunmacı ayrışmazlığı da denilen bu durumda devletler kendi güvenliklerini garantiye almak için bu belirsizliği “en kötü ihtimale hazırlıklı olmak” yani saldırı amaçlıymış gibi kabul ederek bertaraf etmek isterler. En kötü ihtimale hazırlıklı olmak, hayatta kalmak isteyen devletler içinde yaşadıkları belirsiz ve anarşik uluslararası sistemin ”kaçınılmaz” bir sonucudur. Bu yönüyle güvenlik ikilemi bir trajedidir, çünkü devletlerin ”isteklerinin değil içinde bulundukları durumun” bir neticesidir. Ancak güvenlik ikileminin irade dışı ve mekanik olma hali tartışmalıdır ve güvenlik ikileminin kaynağında sosyal yapılar, ilişkiler ve etkileşimin yattığını gösteren çalışmalar da mevcuttur. Bu güvenlik ikilemlerinin çözümü için en başta güven arttırıcı tedbirler olmak üzere çeşitli yöntemler bulunsa da yukarıda sayılan engeller yüzünden kalıcı çözüme ulaşmak kolay değildir. 

Herhangi bir devlet, güç artırımına gittiğinde diğer devletler de doğal olarak alarma geçerler. Burada realizmin iki farklı karakteristik özelliği ortaya çıkmaktadır. İlki kendi başının çaresine bakma ilkesinde olduğu gibi uluslararası bir üst otoritenin yoksunluğundan kaynaklana belirsizlik ve niyetlerin tam olarak bilinememesidir. Güç artırımına giden bir ülke karşısında diğer ülkelerin reaksiyon göstermesi ve kontra güç artırımında bulunmasının temel sebebi bu ikilemdir. Realist politikaya göre eğer bir devlet güç artırımına gidiyorsa bu devletin amacı ya kendi güvenliğini sağlamak ya da diğer devletlerin aleyhine olacak bir ortam yaratmaktır. Bu iki amacın hangisinin doğru olduğu ise söz konusu diğer devletler tarafında bilinemez ve devletler nazarında bir üst otorite olmadığı için diğer devletlerin ihtimaller arasında en kötü senaryoyu seçmesi beklenir. Yani güç artırımına karşı güç artırımıyla cevap vermek. Realizme göre devletlerin hayatta kalmalarının en pratik yolu diğer devletlerin faaliyetleri ve ihtimalleri çerçevesinde en kötü senaryoyu seçmektir. ’’İkinci devletin ilk devlete güvenlik ikileminden çıkışın bir yolu olarak güç artırımıyla cevap vermesi, ilk devleti aynı nedenlerden dolayı tekrar güç artırımına yönelteceği için, güvenlik ikilemi sürekli bir şekilde devletleri güç artırımına zorlayan bir dinamiktir.’’ (Kardaş, 2007)

Tuncay Kardaş-Sakarya Üniversitesi

 

Konuyla alakalı bir başka yazı için;