Hayat, Ölecek Olanların Ölenlere Ağlamasından İbaret

Hayatın neden ibaret olduğuna dair edebiyatçıların söylemiş olduğu ve bizim de sağa sola, o sosyal medyadan bu sosyal medyaya paylaşmaktan elimizi geri çekmediğimiz hayranlık uyandıracak derecede güzel sözler vardır. Fakat bana göre hayatın neyden ibaret olduğunu en iyi özetleyen kelime şudur: Hayat ölecek olanların, ölenlere ağlamasından ibaret.

Neden bu kadar çalışıyoruz? Sonsuz bir maratonun içine dalıp bitiş çizgisine doğru koşar adım gidiyoruz? Neden dünya uğruna bazı değerlerimizden vazgeçmemiz gerekiyor? Nasıl olsa içinden çıkamayacaksak neden bu uğraş?

Her gün birileri doğuyor ve misliyle birileri ölüyor. Kimi gülmeyi öğrenmeden veda ediyor, kimi de ağlayarak; yaşadıklarına, yaşayamadıklarına. Çünkü daha ötesi yoktu. Koşmak istiyorsun ama maraton bitti çoktan. Hep nedense ağlıyoruz ölenlere, öleli yıllar olmuş kişilere ama ağlıyoruz sürekli. Bir gün gelecek ve hayatta kalan sevdiklerimiz, belki bize de ağlayacaktı.  Ama biz tüm bu olacak olanlara aldırış etmeden ağlıyoruz, geçiyor; sonra birileri daha ölüyor ve biz onlara da ağlıyoruz. En sonunda biz ölüyoruz, bize birileri ağlıyor.

Sürekli bir ağlama var ve bu ağlama dünyanın ilk ölümünden, Habil’den beri var. Kabil, Habil’i öldürür ve dünyadaki ilk ölüm gerçekleşir. Sonra Habil’e ağlanır, Habil’in yakınları ölür ona da ağlanır. Ve ağlamak sürekli bir eyleme dönüşür; hiç dinmeden, hiç bitmeden.

Ağlamak nedense unutturur gibi olur bazı şeyleri. Belki de bu yüzden insanlar ölenlere ağlarlar. Belki ölenlere ağlamazlar da bir gün kendileri de ağladıkları kişi gibi ölecekler diye. Zaten hiçbir insan bir başkasının acısına ağlamazmış. İnsan bir başkasının acısını kendi acısına dönüştürerek ağlarmış ancak.