Kader Üzerine Aforizmalar

Ne kadar yaşasanız ve ne kadar bir şeyleri tecrübe edinseniz de bazı şeyleri gönlünüzce olduramıyorsunuz. Çok çalışmak, uğraşmak ya da kendinizi paralamak da değil; bir şeylerin siz ne kadar isteseniz de sanki kasıtlıymışçasına olmayışı demekti bu. Örneğin üniversite sıralarında öğrendiklerimizle hayata tam layıkıyla hazırlanamıyorduk; ya da hayatın herhangi bir safhasında önümüze çıkan engelleri yıkmakta ne tecrübemiz ne de başkalarından alacağımız yardımlar bize yol gösterebiliyordu. Öylece kalıyordunuz durduğunuz yerde; ne bir adım ileri, ne bir adım geri.

Oysa siz olsun istiyor; olması için her şeyi yapmaya göz alıyorsunuz: Çok sevmeye, çok çalışmaya, çok çaba göstermeye başlıyorsunuz haliyle. Ama bir şey var; her şeyin ortasında, çırılçıplak bir gerçek: Kader.

Değiştiremezdik; ne kadar elimizde tutmak istesek de onu, o bizi tutmazdı; bazen hiçbir şeyin olamayacağına dair inançlar taşıdığınızda, hepten ümidinizi kestiğinizde size aldırış etmeyen bir gerçekti bu.

Kaderin liyakatı olmuyordu. Hak eden; ehil olan değildi. Bir yerlerde bir şeyi daha önce sahiplenmesi gereken kişiler belirlenmişti çoktan ve biz o şeyleri istemekle aslında hakkımız olmayan bir şeyi istemiş gibi oluyorduk. En nihayetinde insandık hepimiz; elbette bazı şeyleri hiç olmazsa hak ettiğimizi düşünmek istiyorduk. Fakat kader öyle bir gerçeklikti ki siz onu ne kadar kendi istekleriniz doğrultusunda şekillendirmeye çalışsanız o sizden hep farklı hareket ediyordu.

Örneğin küçük, yalınayak ya da masum birtakım hayaller kurduğunuz vakit, masumluğunun hatırına olmasını beklersiniz. Kimsenin zararına olamayacak isteklerdir bunlar ama kader sizin iyi niyetinizi bilmeden yargılar çoğu zaman. Adaletsizlik değildi bu; önceden biçilmiş bir kaftanın içinde sadece bir oyuncuyduk sahnede. Onun dışına çıkamazdık.

Elbiselerimiz ne kadar gösterişliyse biz sınavı o kadar iyi geçiyorduk; alkış toplamak; ayakta tebrikleri kabul etmek için iyi bir elbiseye sahip olmak gerekiyordu. Ve bazen rol arkadaşlarımız arasından kötü bir elbiseye sahip olup sahnenin yıldızı olanlar da vardı. Belki çok çalışmıyorlardı ama kader onlara en iyisini bahşetmişti bir kere. Yetenekse yetenek; oyunculuksa oyunculuk her şey büsbütündü.

Fakat sahnenin geri kalanları, elbisesine küfretmekle meşguldü. Böylesi olmazdı belki ama çıkartıp üryan olmak bir mahcubiyetti: İnsan o elbisesiyle perde kapanana kadar oynamak zorundaydı.