Kozmopolitanizm ve Toplumculuk Nedir?

Normatif Uluslararası İlişkiler Teorisinde iki farklı, çatışan ve de ahlaki ilkelerin kaynağı ve mahiyeti üzerinden birbirini eleştiren doktrin vardır. Bunlar; kozmopolitanizm ve toplumculuktur. Birincisi, hak ve yükümlülüklerin kaynağı ve öznesi olarak bireyi ve bütün insanlığı görmekte ve onları dünya politikasının analiz birimi olarak kabul etmektedir. Evrensel ahlak ilkelerini önemsemektedir. Ahlaki kozmpopolitanizm, basitçe bireyin ahlakın kaynağı olduğunu ileri sürer. Kozmopolitanizm, kısaca insanların ”küresel bir ahlaki” siyasi düzen içinde yaşaması fikri olarak tanımlanır.

İkinci doktrin ise toplumculuktur. Bu doktrin devleti ve toplumu, dünya politikasının analiz birimi olarak görmekte ve bunları -özellikle devleti- hakların ve yükümlülüklerin öznesi olarak kabul etmektedir. Evrenselliğe karşı kültürel izafiyetçiliği savunmaktadır. Yani ahlaki ilkelerin kültürden kültüre değiştiğini, bu ilkelerin ”kültür ürünü” olduğunu iddia etmektedir.

Kozmopolitanizmin kökleri Eski Yunan’a, Sinik Hareketi‘nin kurucusu Diogenes’e dayandırılmaktadır. O zamanlar kimlikler, şehir devletlerine ya da en geniş anlamda Grek veya Helen kültürüne dayandırılırken, Diogenes’e nereli olduğu sorulduğunda ”ben dünya vatandaşıyım” derdi. Adalet ile ilgili olarak ”maddi varlıklar ve kaynakların insanlar arasında dağıtımı bireyin içinde yaşadığı uluslar ya da devletler dikkate alınmadan yapılmalıdır.” Beitz’e göre kozmopolitanizm, ”evrensel toplumun bireyleri arasındaki ahlaki ilişkiler üzerinde durmaktadır. ”Ahlaki kozmopolitanizmde ”Ahlaki yapıları siyasi olanlardan ayırmak önemlidir ve devletlerin iç politikada yaptığı gibi, küresel normatif ilkeler de küresel kurumlar tarafından uygulanmalıdır.”

Communitarianism ya da toplumculuk fikri ise, 20. yüzyılın sonlarında bireyselciliğe karşı gelişen birbirinden farklı fakat birbiriyle ilgili bir dizi felsefi düşünceden oluşmaktadır. Bunlar ”sosyal liberalizme” hatta ”sosyal demokrasiye” karşı değillerdir. Aksine, bireyin ve toplumun sahip oldukları haklar ve çıkarların dengelenmesini talep etmekte ve bireyin evrensel ahlaki değerler yerine, içinde yaşadığı toplumun kültür ve değerleriyle şekillendiğini ileri sürmektedirler. Toplumculara göre, Kozmopolitan kuramcıların ileri sürdüğü kapsayıcı ahlak ve ”küresel adalet” gibi kavramlar ve bireyi merkeze alan evrensellik fikri, toplumlarda ciddi sorunlara neden olmaktadır. Onlara göre, fazla önemsenen bir evrensellik anlayışı farklı kültürlerin değerlerini göz ardı ederek bir tür kültürel emperyalizme hizmet etmektedir. Toplumculara göre, küreselleşme süreciyle birlikte artan iletişim ve ulaşımın bazılarının iddia ettiği gibi olumlu bir eğilim olarak algılanması ve bunun dünyada bir tür kültürel homojenleşmeye hizmet edeceği düşüncesi, Soğuk Savaş’tan sonra dini, milliyetçi ve etnik siyasetin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Artan kimlik temelli bu tür politikalar, hedeflenen ”Me-World” ya da kültürel homojenleştirmeye karşı bir başkaldırı olarak yorumlanmaktadır. Batılı olmayan birçok düşünür ve onları destekleyen ve onları destekleyen bazı Batılı düşünürler sosyo-ekonomik bir küresel yönetim tarzı gibi liberal söyleme karşı gelmiş ve bunun Batının -özellikle Amerika’nın- emperyalizmine hizmet ettiğini ileri sürmüştür. Toplumcu görüşü savunanlar bunu yaparken daha çok küresel yönetişim sürecinde toplum ve toplumcu değerleri öne çıkarmaktadırlar. Toplumcular, kozmopolitanizmin evrenselliğine karşı, farklı kültür ve inanç sistemlerinin doğrultularında ısrar etmektedirler. Başka bir ifadeyle, bireyin toplumun değer ve kültürüyle şekillendiğini ileri sürmektedir. Temelde toplumcular ürettikleri sosyal ilişkilerde ve kurumlarda yerel ahlaki değerleri merkeze almaktadır. Toplumculara göre özgürlük, adalet ve eşitlik gibi modern değerler, devlet ve piyasa gibi kurumları yargılayan soyut kavramlar değillerdir, aksine ahlaki ilişkiler bu tür kurumların içinde oluşurlar. Katı toplumcu düşünce, devleti ahlaki değerlerin tek belirleyicisi olarak görmektedir. Devleti merkeze alan bu anlayış, normatif evrensel değerleri savunan kozmopolitanlardan ziyade, realistlere daha yakın görünür.

Normatif Teorinin teorisyenlerine göre, Normatif Teorinin bir görevi de bu iki rakip doktrinden hangisinin öncelikli olduğu ya da olması gerektiğini belirlemektir. Bunun için bir dizi soruya cevap aramaya çalışırlar. Devletin ne tür hakları vardır? Devletler, insanlığa tehdit oluşturan kitle imha silahlarına sahip olmalılar mı? Kitle imha silahları ahlaki olarak savunulabilir mi? Başkasına karşı hangi koşulda güç kullanılabilir? Küresel fakirlikle mücadele nasıl olmalıdır? Küresel adalet ne tür kuramlarla sağlanmalıdır? İnsani müdahale nasıl olmalıdır? İnsan hakları hangi mekanizmalarla korunmalıdır? Küresel adalet için ne tür küresel kurumlar kurulmalıdır? Bu iki rakip normatif doktrinin bu sorulara cevapları da şüphesiz farklı olacaktır. Birçok kişiye göre, bu iki rakip görüş arasındaki normatif çatışma anlaşılabilir ve belki de yönetilebilir, fakat çözülmesi zordur.

Konuyla alakalı diğer yazımız için;