Küreselleşen Dünyaya Bir Darbe: COVID-19

    Dünya ve toplum sürekli bir değişme ve gelişme halindedir. Sürekli değişen yapı Comte’un de dediği gibi toplumsal denge dahilinde gerçekleşmektedir. Toplumdaki denge Comte’a  göre statikler(düzen) ve dinamikler(ilerleme) ile gerçekleşmektedir. Bu temel görüş işlevselcilerin temel yasalarındandır, yani toplumun dengeli olarak belirli bir düzen ve ilerleme ile meydana geldiğidir. Bunların gerçekleşmesi ise kaçınılmaz bir bağımlılık ve etkileşim doğurmaktadır. Toplumlar karşılıklı bağımlıdır ve iş bölümleriyle dengeyi sağlarlar. Bu genel çerçeveyi büyüttüğümüzde yani olaya bütüncül yaklaştığımızda doğa ve insan ilişkisini görmekteyiz. Doğa ve insan bir denge içinde yaşamaktadır. İnsanın veyahut doğanın bir diğeri üzerinde hakimiyet oluşturma çabası içerisine girmesi meydana gelecek muhtemel bozukluklara neden olacaktır. Enformasyan çağındaki insan, gelişen teknolojinin gücüne inanarak doğayı yok saymış, başka bir ifadeyle doğanın gücünü görmeyerek her şeyi teknoloji ile var edebileceğini düşünmüştür. Bu durumda dünyayı ve toplumu ayakta tutan dengeyi bozan insanlar olmuştur. Bozulan dengenin elbette olumsuz sonuçları da oluşmuştur. Gündemimizde olan ve tüm dünyayı sarsan korona virüsü de dengenin bozulduğuna işaret etmektedir. Genetiğiyle oynanan yiyecekler, hayvanların doğal büyüme ve beslenme doğasının bozulması ve çağın bireylerden istediği sürekli teknolojiye bağımlı bir yaşam ve daha birçok etken sayılabilir. 

Korona virüs hastalığı(COVID-19) yeni keşfedilen bir korona virüsün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. COVID-19 virüsü bulaşmış çoğu insan hafif ila orta şiddette solunum hastalığı yaşayacak ve özel tedavi gerektirmeden iyileşecektir. Yaşlı insanlar ve kardiyovasküler hastalık, diyabet, kronik solunum hastalığı ve kanser gibi altta yatan tıbbi sorunları olanların ciddi hastalık geliştirme olasılığı daha yüksektir(DSÖ). Korona virüs 1960’lı yıllarda keşfedilmiş olup, Latince anlamının ise taç olduğu bilinmektedir. Büyük virüs ailesinin yalnızca 6 tanesinin bulaşıcı olduğu tespit edilmiştir.  Yeni tip COVID-19’un ise Dünya’yı derinden sarstığı, gün geçtikçe daha fazla can aldığı ve aşısının bulunmadığı görülmektedir. Salgının özellikle bağışıklığı düşük olan kişilerde ve kronik hastalığa sahip olanlara bulaşmaktadır. Peki bağışıklık düşüklüğü yalnızca ileri yaşta olan kişilere mi özgüdür? Bu soru bizi Karl Marx’ın alt yapı-üst yapı düşüncesine götürmektedir. Alt sınıfa mensup bireylerin günün büyük bir kısmında çalıştıkları ve az miktarda maaş almaları sebebiyle temel besin gereksinimlerini gideremedikleri yani vücudun dengeli ve düzenli işleyebilmesi için yeterli miktarda protein, karbonhidrat ve vitaminleri alamadığı için bağışıklığın düşmesine sebep olmaktadır. Yani ekonomik yetersizlikler kişiyi her alanda etkilemektedir. Marx’ın düşüncesini destekleyen bir başka olay ise virüsün yayılmaması için evlerimizden çıkmama, toplumdan uzak durma yani sosyal izolasyondur. Tabi bu izolasyon sürecinde üretimin durmaması için fabrika, işçi sınıfı, sağlık çalışanları ve belediye çalışanlarının aktif olması gerekmektedir. Bu durum yaşam standartları nedeniyle bağışıklığı düşük kişilerin meydanlarda olmasına sebep olmaktadır. Burada Marx’ın ve Wright’in sınıf ve mülkiyet ilişkisi görülmektedir, bir insanın mülkiyetinin olup olmadığı onun sınıfını ve yaşayış şeklini belirlemektedir. Burada bahsi geçen konularda hiçbir idari yapıya sitem söz konusu değildir, bu durum toplumun yapısının bir sonucudur.  

İlginizi Çekebilir:  Beyazıt Öztürk YouTuber Oldu - İşte Beyaz'ın YouTube Kanalı

Sanayi devriminden sonra gelişen teknoloji insanların iş bölümünü arttırmış ve daha fazla etkileşim halinde olmalarını sağlamıştır. Aslında bu etkileşim yukarıda bahsettiğimiz dengeyi sağlamak için statikler ve dinamiklerin bir sonucudur. Düne kadar bu şekilde olan yapı artık birebir temasın tamamen yok edilmesiyle devam etmektedir. Sosyal izolasyon meselesi bizlere Arthur Schopenhauer’in kirpi mevzusunu hatırlatmaktadır. Schopenhauer’in 1851’de yayınlanan Parerga ve Paralipomena: Kısa Felsefi Denemeler eserinin 396. Bölümü’nde geçmektedir. Schopenhauer eserinin bu bölümünde kirpilerin soğuk bir zamanda düştükleri çıkmazı anlatır. 

İlginizi Çekebilir:  Avukat Cihat Duman'dan Suriyelileri İstemeyenlere: ''Derhal Orta Asya'ya Ananızın ....a Gidin''

      “Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, aralarındaki uzaklık, her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü. İnsanları bir araya getiren, iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğidir. Ters gelen özellikler ve tahammül edemedikleri hatalar onları birbirinden uzaklaştırır. Sonunda, bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar. Bu uzaklıkta duramayanlara, İngiltere’de “keep your distance!/mesafeni koru!” denir. Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama, buna karşılık okların acısı hissedilmez. Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise, ne sıkıntı vermek, ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler(Kısa Felsefi Denemeler, Schopenhauer).”

Bu anlatım günümüz toplumunu özetletmektedir. Burada iki kısımdan bahsedebilecektir. Birinci kısım virüsten önce kişilerin yalnızca iş bölümünden dolayı yakın durduğu ama ters gelen özelliklerin birbirlerine zarar vermemesi için belirli bir mesafeyi oluşturarak etkileşim halinde olmalarıdır. İkinci kısım ise iş bölümüne dayalı etkileşimden ötürü bir arada duran toplum virüsün bulaşmaması- Schopenhauer’a göre dikenlerin batmaması- için aralarına belirli bir mesafe koymuşlardır. Yani toplum kendini kapatarak, mesafeyi oluşturup tekrar ısınabilmek için bir araya gelebilmeyi hedeflemiştir.

İlginizi Çekebilir:  Üniversiteye Giriş Sistemi Değişiyor mu? YGS ve LYS Kalkacak mı?

     Dünya virüsten önce insanların etkileriyle sürekli değişmekteydi, virüsten sonra ise insanların izole olmak adına durağan olmasına rağmen dünyanın hızlı bir değişim yaşadığı görülmektedir. Şayet virüsün aşısı bulunur ve hayat normale döner ise dünyayı bu denli sarsan bu olayın büyük etkileri olacaktır. Yeni çıkacak psikolojik rahatsızlıklara, bireylerin belleğinden silinemeyecek fotoğraflara, temas konusunda akılda kalan tereddütlere ve bu durumun bir sonucu olarak insanların birbirinden uzak durmasına neden olacaktır. Bunun yanında toplumlar, ilerleyen dönemlerde virüs gibi biyolojik etkenli silahların yıkıcı etkilerini kullanmak isteyecektir.  Dünya’nın sosyo-ekonomik yapısının sarsılması sebebiyle sömürüler artacaktır. Ülkelerin siyasi anlamda liderlik algıları değişecek ve kim bilir değerli görülen ülkeler değer kaybedecektir. Ülkeler politikalarını değiştirecek, sağlık alanındaki çalışmalarına zaruri olarak yönelecektir. 

Virüs Dünya’da köklü bir değişime sebebiyet vermekle birlikte psikoljik, sosyolojik, ekonomik ve siyasi alanlarda birçok zarar vermiştir. Değişim toplumun doğal bir unsurudur ancak salgınlar vb. durumlarda toplum kaçınılmaz olarak ani bir değişim yaşar. Her değişimin olumlu ve olumsuz yönleri bulunmaktadır. Felaket olarak nitelendirilen salgın hastalığın belki de tek olumlu yanı hava kirliliğinin azalmasıdır, doğaya müdahale edilmediği zaman doğanın kendini yenilemesidir.

2 thoughts on “Küreselleşen Dünyaya Bir Darbe: COVID-19

  • Nisan 1, 2020 tarihinde, saat 00:01
    Permalink

    Çalışmayı faydalı buldum fakat bundan önceki salgın hastalıkların bitmesinin ardından yaşanılan olayların günümüzle karşılaştırılmasını beklerdim ,tek eksik oydu

    Yanıtla
    • Nisan 1, 2020 tarihinde, saat 07:44
      Permalink

      Teşekkür ederim yorumunuz için, evet haklısınız bu konuyla ilgili detaylı araştırma yapıp ek bir yazı yayınlayacağım. İyi günler.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

e sigara