Metropol Bunalımları II

Metropollerin yaşam koşulları, yaşayanların aslında sıklıkla sözünü ettiği fakat bir o kadar da geri duramadığı öğeler içerir: Trafik, gürültü, kirlilik, iç içe bir yaşam, üst üste binmişlik ve dahi her şey.

Metropollerde yaşayan ama bir o kadar da nefret eden insanlar, tatillerini bir deniz kasabasında, köyde veya ıssız bir yerde geçirmeyi severler. Örneğin tek bir araba kornası bile insanı çileden çıkarmak için yeterli sebep olabilir. Çünkü metropolü hatırlatan her şey biraz daha sinirli kılacaktır onu. En iyisi hiç öyle bir ihtimalin yaşanamadığı yerler seçmek, oralarda tatil yapmak gerekir.

Otobüslerde sıkış tıkış yolculuklar, trafikte kalmalar, işe koşuşturmacalar, sürekli bir yerlerden bir yerlere yetişme keşmekeşi, bir süre sonra insanın psikolojisinde ciddi bir hasara yol açıyor. Bunalımlar baş gösteriyor ve çalışan insanlar için bir iki günlük ara, şehir hayatından uzaklaşmak olarak değerlendiriliyor. En azından bir müddet.

Örneğin İstanbul halkı, ömürlerinin ciddi bir oranını trafikte geçirmekte. Evi işine uzak olan insanlar, saatler öncesinden, trafiğe takılmamak için yola çıkıyor. Dönüş ise tam bir kabus. Özellikle Cuma akşamları eve dönüş insanlar için tam anlamıyla bir eziyet oluyor. Mesela radyo programları sırf bu durumda kalan insanların ruh haline göre yapılmış durumda. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki radyo kullanımı, artan araba kullanımıyla beraber ciddi bir artış gösterdi. Metropol insanları ise eve dönüş programları ile sıkıntılarını geçici olarak uzaklaştırıyorlar.

Metropol bunalımı, insanları küçük kaçamaklara da zorlar hale geldi. Örneğin bir kafeteryada çay içmek ya da bir bistroda içip kafayı dağıtmak, şehir hayatını en azından daha çekilir bir hale getirmiş durumda. İhtiyaç haline gelen bu davranışların tek sebebi sadece biraz daha çekilebilir bir metropol hayatı. Üstüne kişisel sorunlar da eklenince, bunalım katlanarak artıyor haliyle.