Tüketim Toplumu Nedir?

Neyin ihtiyaç olduğu belirli olmayan, kitlelerin yalnızca sosyal çevrelerin baskısıyla bir şeyleri almaya, kullanmaya ve bir şeylerden yararlanmaya çalışması, bir hastalık olarak en başta Sanayi devriminde başlar. Neolitik Devrim ve Sanayi Devrimi arasındaki tarihlerde insanlığın atmış olduğu çok büyük adımlar ve gelişmeler yoktu. Fakat Sanayi Devriminden sonra, toplum düzeninde, yaşayış biçimlerinde radikal değişimler yaşanmaya başladı. Bu sonuçlardan en önemlisi, tüketimin kitlelerin genel bir ihtiyacı olarak algılamasının meşrulaştırılmasıydı. Kısacası tüketim toplumunun alışkanlıkları ve olağan olmayan yönleri, kitleleri uçsuz bucaksız bir uçurumun kenarına kadar sürüklemektedir.

Sanayi Devrimi sonrası yaşanan gelişmelerden olan tüketim merakı, genel düşünce şekline, tüketim mallarını kullanmanın, onlardan faydalanmanın bir itibar ve ayrıcalık kazandırdığı fikrini enjekte etmiştir. Tüketimin ihtiyaç dışı, sosyal çevreye göre şekillenen bir olgu haline gelmesi, zamanla tüketimi zorunlu bir çerçeveye dahil etmiştir. Artık ihtiyacımız olmayan şeyleri kullanmak, onlardan yararlanmak istiyor ve bunu yapmanın bize saygınlık ve itibar kazandıracağına inanıyoruz. Tüm dünya toplumlarında, Sanayi Devriminin etkisinde kalmış tüm ülkelerde tüketim, sorun haline gelen büyük bir krizdir.

Tüketim toplumunun zararları nelerdir? İnsanlar sırf tükettikleri için zararlı olabilir mi?

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, tüketimin aşırı olduğu ülkelerde; üretim tüketimin miktarına yetişemez ve genellikle bu denge sağlanamadığından dolayı ekonomik krizler ve sorunlar meydana gelir. (Enflasyon, cari açık vb.)

Öte yandan tüketime, aşırı tüketmeye alışmış bir topluluğun aynı şekilde ürettiğini bekleyemeyiz. Örneğin çok tüketen bir toplum, üretimde zayıf bir karaktere sahiptir; ithal etmek zorundadır.

Tüketim toplumunun en önemli zararı ise kitlelere ve bireylere vermiş olduğu psikolojik tahribatlar ve yıkımlardır. Alışageldiğimiz bir olgudan ayrılmak zorunda hissettiğimizde o şeyin devamını dileriz. Tüketim de hep olsun, biraz daha fazlası/iyisi olsun düşüncesini içinde barındıran bir durumdur.

Örneğin tüketim, yamalı pantolonla, yanmış elbiseyle ya da modası geçmiş kıyafetlerle gezmeyi, insan içine çıkmayı ‘abes’ ve ‘kabul edilemez’ olarak kabul ettirir. Modayı takip etmek, bir giydiğini bir daha giymemek, eskimeye başladığında hemen yenisini almak gibi kısa vadede insanı sürekli bir eylemin/alma işinin içine çeker. Mesela bir hafta mağazaya girmediğinizde kendinizde bir eksiklik hissedersiniz. Tüketim, insanın içinde koca bir boşluk yaratır ve o boşluğa yerleşir.

Örneğin tüketim, değerler ve itibara; saygınlığa ve sözün ölçülebilirliğine manevi açıdan değil maddi bir çerçeveden bakmayı öğretir. Etik olanlar artık tüketim toplumunun varsaydığı temel ilke ve değerler olmuştur.
Gerçek ihtiyaçlar ile çağımızın yönlendirdiği sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda, kişi tüketim mallarını almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek, birey için bir zorunluluğa dönüşür. İnsanı ilişkiler yerine maddeyle ilişkilere bırakır. Artık gerçek ahlak, tüketim etkinliğinin ta kendisidir.

Tüketim Toplumu, Jean Baudrillard