Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Nedir?

Güvenlik kavramı İngilizce kelime olarak “tasasız, kedersiz” anlamlarına gelen Latince “securitas“tan türemiştir. Güvenlik Roma İmparatorluğu döneminden bu yana kullanımda olan ancak günümüze kadar farklı anlam kümelerine bağlı değişen bir kavramdır. Ancak güvenliğinin günümüzdeki hakim anlamına yakın ilk kullanımları Thomas Hobbes’la beraber yaygınlaşmıştır. Tüm topluma korku salan İngiliz iç savaşı şartlarında yaşamış Hobbes, güvensizliğin en büyük kaynağı olarak düşündüğü iç savaşı önleyebilecek bir süper devlet (Leviathan) fikrini ortaya atmıştır. Bu hakim anlam, realist uluslararası ilişkiler ekolünün (Tukidides‘ten Buzan’a uzanan farklı versiyonlarıyla) güvenliği devletle bağlantılı bir kavram olarak tasarlamasıyla uluslararası ilişkilere taşınmıştır. Güvenlik kavramı 1980’lere kadar, imparatorlukların yıkılmasını durdurmak veya iç savaşı önlemek çabalarında olduğu gibi, hep devlet merkezli bir yaklaşım ve anlam kümesini içinde barındırmıştır.

Gerçekten de bilimsel olarak muğlak olan ve ortak bir tanımını bulmanın zor olduğu güvenlik kavramı oldukça tartışmalıdır. Genelde karşıt anlamıyla yani tehdit, tehlike ve çatışma yokluğu olarak anlaşılmaktadır. Bireyler için çağrıştırdığı anlam kümesi koruma, tehlikelerden uzak olma, zararsızlık ve kesinlik içeren kavram, Arnold Wolfers‘e göre “sahip olunan değerlere yöneltilen nesnel tehditlerin ve bu değerlerin kaybedileceğine yönelik korkuların olmaması durumudur.” Kuramsal merceklerden yapılan tanımlara bakıldığında, güvenliğin en temel referansının devlet olduğunu, devletten bağımsız tanımlama çabalarının felsefi, tarihsel ve epistemolojik sebeplerle kabul görmediği görülebilir. Mesela, literatürde uzun yıllar hakim olan Realist ekolün görüşüne göre güvenlik, mevcut/muhtemel saldırılardan veya saldırı tehditlerinden korunma, saldırı durumunda ise ülke sınırlarını koruma ve saldırganları bertaraf etme gibi anlamlara gelmektedir.

Eleştirel bir yaklaşımla tanımlamak gerekirse, güvenlik tarihten seçilmiş belli olayları siyasi gündeme almamızı sağlayan, karşılaşılan yeni tehlike ve tehditleri belli bir düşünce kalıbıyla düşünmemizi sağlayan ve tercih edilen çözüm politikalarını meşrulaştıran söylem ve eylemler bütünüdür. Başka bir ifadeyle, güvenlik başta devlet temsilcileri olmak üzere etkin tüm toplumsal aktörlerin (kanaat önderleri, bilim insanları vs) ortak ürettiği ‘söylemsel’ ve ‘politik’ bir stratejidir. Politiktir çünkü tehlike veya tehdit altında olduğu varsayılan güvenliğin nesnesinin korunması-kollanması ve mevcut tehlikelerin bertaraf edilmesi adına ‘kuralların dışına çıkmayı’ kolaylaştıran bir dizi ‘olağanüstü’ önlem ve aracı meşru kılmaktır.


Uluslarası İlişkilere Giriş, Ali Balcı, Şaban Kardaş